GAZZE YOLCUSU KALMASIN

9.06.2024 / ANAKARA

Bu topraklarda, şahsın biri, on yıldan daha uzun bir zaman önce “Gazze’ye gideceğini” beyan etti ama o günden bu yana bir türlü gitmedi. Nedenini bilmiyorum ama ağızdan çıkan söz tutulur. Gazze’ye ne için gideceği açık değildi, muhtemelen namaz kılmak içindi. Aynı şahıs Şam’da Emevi Camiinde de namaz kılmayı düşünüyordu ama hala sınıra geçebilmiş değil, bu gidişle geçemeyecek.

Hatırlatayım, bu işler hamaset ile olmaz. Olsaydı şairlerin tapılacak insanlar olması gerekirdi.

Gelelim Gazze Güncele. Ama önce, en sonda soracağım soruyu bir de en başta sorayım: 7 Ekim 2023 tarihinde, Hamas’ı o eylem için kim parmaklamış[1] olabilir? Biliyor musunuz bu soru kimse tarafından sorulmadı ve kimse yanıtını aramadı.

Savaş karşıtı olduğumu (daha doğru anlatım ‘savaş çıkarılmasına’ karşı olmamdır) bilmelerine rağmen, en yakınımdaki kişilerden bazıları, ellerini ovuşturarak “bak, gördün mü, Hamas İsrail’e daldı?” dediler. Yanıtım “İsrail, en az on katını öldürmeden bu işi bırakmaz” oldu. An itibariyle, verdiği zayiatın, en az yirmi katını öldürdü. Yanılmışım.

Ağzını açan herkes “evrensel kabul, değer, kavram vs.” diyor; bunu yanlış buluyorum. Bunun, evreni insanların yönettiği ve sadece dünyalıların olduğu, bundan dolayı da tüm kavram ve değerlere insanların karar verdiği anlamına geldiğini bilmiyorlar mı? Bunun yerine küresel lafını kullanmayı tercih ediyorum ve önce bazı tespitler:

1.Tüm küresel kavram ve değerler ile kurallar incelendiğinde, Hamas’ın, su götürmez ya da hiçbir şüpheye yer bırakmaz şekilde terör örgütü olduğu görülür.

2.Yine aynı şekilde, İsrail devletinin de küresel kavram ve değerler ile kurallar nezdinde terörist devlet olduğu şüpheye yer bırakmaz şekilde açıktır.

Orta yerde yasal ve kabul görmüş küresel değerler kapsamında bir Filistin devleti varken “Hamas neyin peşinde” diye soran yok. Sorulması gerekmez mi?

Aklı başında olan devletler ve Birleşmiş Milletler, 1967 sınırları ile iki devletli çözümden yanadır. Filistin Kurtuluş Örgütünün vücuda getirdiği Filistin Devleti de iki devletli çözümden yanadır.

İki devletli çözümden yana olmayanlar var mıdır? Pek tabi ki… Yukarıda terörist olduğunu söylediğimiz Hamas ile İsrail “iki devletli çözüme” karşıdır. İsrail’i anlamak mümkün ama diğerini anlamak mümkün değil. İsrail ile Hamas tam bu noktada birleşiyorlar. Bu birleşmede parmaklayana dair bir ize ulaşmak mümkündür. Zaten Hamas’a İsrail tarafından yapılan parasal destek yerli basına bir sızıntı olarak da olsa yansıdı. Bunun yanında, Hamas, Filistin devleti ile de kapışıyor, kendisinin başta olmasını istiyor. Bu da İsrail’in işine geliyor. Ne de olsa Müslüman kardeşler fikrinden doğmadır bu terör örgütü. Tahmin ediyorum, tüm siyasal İslamcılar da Hamas’ın görüşünde birleşiyorlar. Tam bu noktada sormak zorundayım: kaç tane Hamas teröristi öldürüldü? Ölenlerin neredeyse tamamı teröristlerin kullandığı ve içinde saklandığı halktır. Yine sormalıyım: kaç İsrail askeri imha edildi? 800 mü? Dikkat edin, Hamas İsrail askerlerine dokunmuyor. Dokunsa savaş anında bitecek.

Hamas’ı, 7 Ekim eylemi ile Filistin davasına destek olduğu ve Filistin devletini tanımayan ülkelerin tanımaya başladığı stratejisini ileri süren yerli şaşkınlar olmadı değil. Hamas Filistin devletini tanımıyorken başkalarının tanımasına nasıl ön ayak olur ya da bu yönde strateji üretebilir? Onların stratejileri yallah, inşallah, maşallahtan öte geçemez.

İsrail için terörist devlet demiştim, askıda kalmasın açayım. İsrail, mevcut durumda Filistin kökenlilere yaptıklarıyla, ikinci dünya savaşında Almanların Yahudilere yaptığı iddia ve beyan olunan[2] soykırımı, Yahudilerin hak ettiğini tüm dünyaya resmen ilan ediyor ve Nazi teröristlerini haklı çıkarıyor. Dünya ise bunu, ses çıkarmayarak, hem geçmişte yapıldığı iddia ve beyan olunan Yahudi soykırımını hem de şu anda göz önünde yapılmakta olan Filistinli soykırımını onaylıyor.

Evet, Hamas denen terör örgütünün bir daha kıpırdayamayacak şekilde ya da tamamen yok edilecek şekilde cezalandırılması gerekiyor ama yolu bu değil. Bu yol kendilerine geçmişte yapılan soykırımı ya da soykırımları haklı çıkarıyor.

Unutmadan, aynı cezalandırılma, İsrail için de geçerlidir. O da bir daha böyle bir katliamı yapamayacak ve düşünemeyecek hale gelene kadar cezalandırılmalıdır. Peki, bunu cezalandırmak isteyen var mı? Asla ve kata yok. Neredeyse tüm dünya devletleri ticari ilişkiye devam ediyor, ABD ve Almanya başta olmak üzere birçok devlet ise silah ve mühimmat satıyor. Hatta beleşe veriyor.

Böylelikle, tüm dünya İsrail’in soykırımına seyirci kalmakta, bu seyircilik hali soykırımı sıradanlaştırmakta ve gelecekte yeniden yapılmasının yolunu açmaktadır. Batının soykırıma kayıtsız kalmasının altında kendi geçmişlerinde yaptıkları soykırımların etkisi ya da Yahudi hayranlığı olabilir mi bilinmez ama bilinen bir gerçek var ki zaman içinde herhangi bir batılı ülkeye soykırım yapıldığında tüm dünyanın şu anda olduğu gibi sessiz kalacağıdır.

Yeri geldiğinde seçimlerde kendilerine oy vermenin Gazze’yi kurtaracağını söyleyen yerli Siyasal İslamcılar, Gazze’de soykırım yapan İsrail ile her türlü maddeyi satan ticari ilişki içindeydi daha düne kadar. Ne de olsa Gazze bahane, ticaret şahane. Siyasal İslamcının taptığı tek şeydir para.

İsrail, Hamas’ın her doğan çocuk Hamaslı olacak mealindeki yaklaşımını cezalandırıyor olabilir. Ayrıca topyekûn harp prensibi sadece cephe hattındaki askerlerle alakalı değildir, tüm halkı ilgilendirir. Yine, ateş destek silahlarının görevlerinden biri de düşmanın ihtiyatları ile mücadeledir. Burada ihtiyat, ilerde terörist olacağı hem Hamas hem de İsrail tarafından kesin gözüyle bakılan çocuklar ve onları doğuran analar ile bu iki gruba yardımcı olan tüm toplumsal yapılar, kurum ve kuruluşlardır. Tamam, tüm bunlar savaşın doğası içinde var. Ancak sivil hedefler ateş altına alınamaz. Bakın Rusya-Ukrayna savaşına. Ruslar sivil hedeflere kasıtlı ateş etmiyor. Güdümlü mermilerde sapmalar olabilir, savaşın cilvesidir.

Hamas çocuklara geleceğin teröristi, kadınlara ise terörist doğuran makine gözüyle bakmayı bırakmalıdır. Aslında Hamas bunu yapmaz çünkü bundan besleniyor, yapacak olan halkın kendisidir. Halk terörist üretim makinesi olmaktan kendini kurtarmak zorundadır. Peki, mevcut olaydan Hamas ve halk ders alır mı? Hamas asla ve kata almaz çünkü bundan besleniyor. Halk da büyük bir ekseriyetle almaz. Din derler, Allah derler, kader derler ve aç biilaç sürünerek ölmeye giderler.

İnsanların çok büyük bir kısmı tamamen sahtekâr ve iki yüzlüdür. Herkes savaşlarda yapılanları lanetler ama savaşın çıkmasını engelleyecek bir yaklaşım içinde olmaz. Savaşlarda yapılanlar savaşın doğası gereğidir. Savaşın doğasında “ne kadar çok öldürürsen o kadar çok rahatlarsın ve karşı tarafı baskılarsın” vardır. İnsanlar savaşların çıkmasını ama insan ölmemesini savunuyor adeta. Bu tamamen sahtekarlıktır. Savaşlarda, karşılıklı leblebi atılmaz ya da ne bileyim elma şekeri, ölümün en dehşetlisi yaşansın diye en güçlü silah ve mühimmatlar kullanılır. Kazanca giden yol, öldürülen düşman sayısının çokluğuyla şekillenir. Ancak söylenmesi gereken konuyu atlamadan ilerleyelim: hastaneleri, mülteci kamplarını, insan topluluklarının olduğu açık alanları bombalamak neyin nesi oluyor? Tamam, hastanelerin altında tüneller olduğunu, kabul ediyorum. Mücadele yöntemi bombalamak değildir, girersin ve basarsın sisi ya da suyu…

Hamas Kuvayı Milliyeymiş, bunu da öğrendik. Kuvayı Milliye’ye terörist demenin bir başka yolu olsa gerek bu, tıpkı Zeki Müren’e Paşa denmesi gibi… Kimse buna itiraz etmedi, kimse yerinden kalkıp toplantıyı terk etmedi. Demek ki bu toprakların bilgisizi bilgilisinden daha fazlaymış.

Zaten o şahıs iş başına geçtiğinde ilk işlerinden biri kendisinden olmayan herkesi İttihat ve Terakkici olmakla suçlamak oldu. Aslında bu bir itiraftır, kendisinin Hürriyet ve İtilafçı olduğunu söylemenin bir başka yoludur. Mütareke döneminde Hürriyet ve İtilafçılığın ne manaya geldiğini ben buradan söylemeyeyim, tarihin sayfaları söylesin, okuyunuz. Hoş, onlarda okuma yok, kulaktan dolma var. Belki de bu yüzden bu halk, Hürriyet ve İtilafçı olduğunu itiraf eden şahsa, sürekli oy verdi.

Aklıma “bana padişahını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” sözüm geldi. Şahsın teki, nedense, kendini Abdülhamit ile eş tutuyor, onun gibi yürüyor, onun gibi davranıyor. Abdülhamit, öldürülme korkusundan, askerlerin İstanbul sınırları içinde atış talimi yapmasını yasaklamıştı. Şahıs da benzer bir tedbir alarak şarjörsüz tüfek taşıyan tören bölüğü ile kendini karşılatıyor. Tamam bu yönleriyle benzeşiyor olabilirler ama yetenek yönünden asla benzeşmiyorlar. Abdülhamit usta bir marangozdu ama o şahsın bu gibi nitelikli bir yeteneği var mıdır? Tamam, başka yeteneklerini konuşmuyoruz, onlar zamanı geldiğinde zaten konuşulacak.

Hamas, bulunduğu yerden (Gazze Şeridinden) Türkiye’yi koruyormuş. Şahsın biri bunu söyledi. Hım, buna göstereceğim en kısa tepki “Hamas önce kendisini korusun, sonrasına bakarız” olacaktır. Nedense herkeste, İsrail’in hayali projesi olan ve saçmalıktan başka bir anlam taşımayan “vadedilmiş topraklar” yalanı korkusu var. İlginç olan ise bu yalana inanmayan o kadar çok Yahudi’nin olmasıdır. İnanan sayısı neredeyse bir avuç kadardır. Onların böyle bir mottosu varsa bizim de “çelik yürekten ‘kalalarımız’” var. Buyursunlar gelsinler. Bu ne korkaklıktır böyle, halkı korkutarak bir yere varmak siyasal dinciliğin bir tarzı olsa gerek. İlginç olan bir konu daha var, yine kimse bu lafa da itiraz etmedi, kalkıp toplantıyı terk etmedi. Demek ki tarihi bilinci tam kendilerinin istedikleri gibi olan bir “sürü[3]” yarattılar ve ona çobanlık[4] yapıyorlar. Kısacası “bana padişahlarını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” gerçeği kendisini sürekli ispatlıyor.

Evet, yazının sonuna geldik ve Gazze yolcusu kalmasın diyerek, şu anın tam da gitmek için en uygun zaman olduğunu (Kurban Bayramı öncesi), önlerine gelen herkese önerdikleri şehadet şerbetini içmeleri için en uygun ortam olduğunu çünkü önce Kuvayı Milliyeci olacaklarını, sonrasında “ta” oralardan Türkiye’yi koruyacaklarını ve gerçekleşmesi halinde, şehadetlerinde, peygamberin katında yer alacaklarını hatırlatmak isterim. Ayrıca elleri boş gitmeyecekler. Uzun ve görece genç olanın eline MPT-76[5], kısa ve daha yaşlı olana ise MPT-55[6] verilecek. İstedikleri kadar mühimmat alabilirler. Kefen bedava, ahalinin hediyesi.

Pekâlâ, bitiriyorum ve yazının başında sorduğumu yineliyorum: bu anlatılanlar ele alındığında 7 Ekim 2023 tarihinde Hamas’ı kim parmakladı?


[1] Bazıları öz Türkçesi ile manipüle etmek der ama biz öz İngilizce kullanıp parmaklama diyelim.

[2] Benim bu konuda derin şüphelerim var. Tarih incelendiğinde o dönemde Almanya’da öldürüldüğü iddia edilen sayıda Yahudi olmadığı görülecektir. O dönemde öldürülenlerin, Musevi inançlı ve İbranice konuşmayı marifet sanan Hazar Türkleri olduğunu düşünüyorum.

[3] Sosyolojide toplum demektir.

[4] Millete çoban lazım diyen padişah Vahdettin’e atıfla…

[5] MPT-76 milli piyade tüfeği 7,62 mm demektir. Diğerinden biraz daha ağırdır. Yerli yapımdır.

[6] MPT-55 milli piyade tüfeği 5.56 mm demektir. Diğerinden biraz daha hafiftir. Yerli yapımdır.

Güven Kaya sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin