19.08.2026 / ANAKARA
Terörsüz Türkiye sloganı ile başlayan ama düşünen beyinlere bir anlam ifade edemeyen süreç, adına “Çerçeve” de denen ama uzun anlatımıyla Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun oylandı, evetlendi ve yasalaştı.
Yasanın kamuoyuna sunulmadan evvel kulislerden taşan kokusu, bunun terör örgütüne ve mensuplarına bir af olduğu idi. Ülkeyi yönetenler ise bunun af olmadığı konusunda ısrarcıydılar. Yasa artık ortada ve okuması yazması olan herkesin irdelemesine açık. Af mı, değil mi açıkça görülüyor.
Konu terör, terörist ve bunlarla mücadele olduğunda BEN TARAFIM. Ne taraftayım? Sürekli kandırılan ve açmazlara sokulan Türk Milletinin, Şehitlerin, katledilen masum Türk vatandaşlarının, organlarını kaybedip sakat kalan Gazilerin tarafındayım.
Teklifi hazırlayanların ve kabul edenlerin yasanın adından ne anladığını merak etmiyorum, biliyorum. Hiçbir şey anlamıyorlar. Milli dayanışma deniyor ve kandırılıyorlar, toplumsal bütünleşme deniyor ve inandırılıyorlar… Ülkedeki 72,5 milletin daha fazla ayrışmasına neden olacak bir süreci bu ad ile adlandırmak gizlenen bazı “şeylerin” olduğunu beyan eder. Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi derken, herhalde, kuvvetlendirilmesi manasından ziyade “zorlaştırılması” manasını kast ediyorlar.
Çünkü toplumsal mutabakat bu ülkede yaklaşık yirmi yıl evvel kayboldu. Toplumsal mutabakatın olmadığı yerde toplumsal bütünleşme olmaz, kimse kendini kandırmasın. Ülke “bendensin ya da değilsin, bana tarafsın ya da değilsin” diyerek kutuplaştırıldı. Bunu herkes biliyor ama nedense bilmezden geliyor. Buna ne demeli?
Mevcut durumu yüzle ifade edeceksek, kaç yüzlülük? İki mi, az gelir.
ÖNCE BAZI TESPİTLER:
Bu ülkede, bu yasaya konu edilen terör örgütünün yarattığı terör ve örgütün kendisi 1998 yılında bitirildi. Bunu o örgüt bile kabul etmişken, öyle değilmiş gibi davranmak makamsal ve parasal çıkarlar gibi bazı çıkarların söz konusu olduğunu düşündürtüyor.
Türk Milleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri terörist ile mücadelede kesin bir başarı sağlamışken, Türkiye Cumhuriyeti devleti terör ile mücadelede sınıfta kaldı. Burada bahsettiğim terör ve terörist kavramlarına dikkat ediniz.
Ülkedeki, siyasi partiler, 15 Ağustos 1984 tarihinden itibaren hem terörist ile hem de terör ile mücadelede tam bir başarısızlığa uğradı ve bu başarısızlıklarını, terör örgütüne ve üyesi teröristlere ödün vererek, onlarla gizli saklı görüşerek, terörsüz Türkiye diye cilalayarak, analar ağlamasın diye süsleyerek ve yukarıda bahsedilen ama ne olduğu milletin büyük kısmı tarafından anlaşılmamasına rağmen milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi denerek uyku hapı gibi yutturup yok saydırmaya çabalıyorlar. Kısacası başarısızlık hala devam ediyor ve mevcut zihniyetle daha da sürecek gibi görünüyor.
Her şey aslına rücu eder. Açalım: Türkiye’de terör meselesi yoktur, Kürt meselesi vardır diyerek, 1998 yılında bitirilen terörü, azdıran şahıs oldu. O gün çıkarı onu gerektiriyordu ve öyle konuştu, bu kesin. Türkiye’de Kürt meselesi yoktur, terör meselesi vardır diyerek, sözüm ona, teröristle mücadeleye girişen şahıs da oldu. Bunu dediği günde ise çıkarı böyle konuşmasını gerektiriyordu.
Gelin görün ki birbirinden taban tabana zıt gibi duran bu iki cümle aynı ağızdan duyuldu. Aynı ağız şu anda evetlenen bu yasadan yana. Tam bir aslına rücu söz konusudur. Bunu divan edebiyatındaki “rücu sanatı” ile karıştırmayınız, Sümbülzade Vehbi Efendi’nin ruhu incinir, kemikleri sızlar…
Gelinen noktada ilk söylenenin yanında 467 kişinin durduğu görüldü. Bunların da asılları buymuş ki topluca asıllarına rücu ettiler. Aslına rücu değişmez bir doğa kuralıdır. Demek ki o şahsın ve o şahsı destekleyen 467 kişinin şu anki çıkarları ya da ne bileyim alınan emirler bunu gerektiriyor. Ne denmişti? Beni buraya getiren güç “papaz cübbesi giymemi isterse, giyerim” denmişti… Aslında mesele bu kadar basittir. Topluca papaz cübbesi giyme törenine hoş geldiniz, ey yurdum halkı. Bu arada o 467 illetvekiline seçmenlerinin terörü ve teröristi destekleyin diye yetki verip vermediklerini bilmiyorum. Kendi adıma konuşursam, ben öyle bir yetkiyi seçmeni olduğum bölgede oyumu verdiğim vekile vermedim.
Bu 467 illetvekili, vatan sevgilerinin ne kadarcık olduğunu, kendi donanımlarının ne kadar olduğunu da belirlemiş oldular. Bir nevi pudra şekeri rahatlığı…
Türkiye, oldukça uzun bir süredir benim teröristim iyidir kavramına sahip şahıslar tarafından şekillendiriliyor. Bu konuyla ilgili BAKINIZ.
Türkiye, 2002 yılında girdiği seçimlerde sadece bir adet terör örgütüne, DHKP-C, ev sahipliği yaparken zaman içinde çok sayıda terör örgütüne yapar oldu. Bu durup dururken olmadı, bir parmaklama söz konusudur.
Yeni Türkiye döneminde terörist ile masaya oturmak ve anlaşmak ilk değildir, öncesinde de birçok kez denenmiştir. Hepsi akamete uğramıştır ya da uğratılmıştır. Bunun da sonucu farklı olmayacaktır. Ama millet bundan çok kötü etkilenecektir.
Bu yasa geçirilmeden az önce şehit yakınlarına ve gazilere “ağza çalınan bir parmak bal” dedirten bir yasa meclisten geçirildi. Böylelikle, teröre ve teröriste kolaylık sağlayan yasaya en fazla tepki gösterecek kesimin gazı alınmaya çalışıldı. Bu, tepki günü geldiğinde gaz olmayacaktır, başka bir şekle büründüğü görülecektir. Gelecek de bir gün gelecek. Bu da doğa kuralıdır, biline.
Ülkede, çeyrek asırdır, taş üstüne taş konmadığı gibi, her seferinde en alttaki taş çekildi. Böylelikle yıkılabildiği kadar yıkıldı, yine gerektiğinde yine en alttaki taşlardan biri çekildi ve yine yıkım yaşandı.
Bu böyle devam etti ve günümüze kadar geldi.
Bu tespitlerden sonra yasayla ilgilenebiliriz artık.
GENEL GEREKÇELER:
Yasa için bir gerekçe oluşturmuşlar. Ayrıca her madde için ayrı ayrı gerekçe de oluşturmuşlar. Daha önce bu şekilde çalıştıklarına tanık olunmamıştı ya da basında, daha öncekilerin, bu şekilde olduğu yer almamıştı. Demek ki emir büyük yerden ya da korku çok büyük ve bazı açıklamaları gerektiriyor. Zaten yasanın sonuna bazı “şeyler” eklemişler: MADDE 10- (2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukî, idarî veya cezaî sorumluluğu doğmaz.
Halk iktidarlarında, içinde halka ihaneti barındıran her şey, halkın meşrebine, çektiği acıya ve yaşanılan çağa uygun bir şekilde cezalandırılır. Bu topraklarda halkın iktidarının olmayacağını sanmak, düşünmek sadece bilgisizler için geçerlidir. TARİH ORADA DURUYOR, BAKIN İSTERSENİZ.
12 Eylül 1980’cileri, koruma yasası olmasına rağmen, yasa dışı bir şekilde yargılayan bir ülke bu yasayı hazırlayanları da kolayca yargılar. Ama siyaseten yargılar ama ticareten ama zevkine, illa ki bir şekilde yargılar. Hatta yargılamaya bile gerek duymadan doğrudan sonuca gidebilir. Ben demiyorum, yine TARİH ORADA DURUYOR, YİNE GİDİN BAKIN.
13 adet paragraftan oluşan genel gerekçede rahatsızlık verici yerler var:
1- İlk paragrafta resmen demogoji yapılıyor ve ne olduğunun tarifinin yapılmadığı kamu düzeni kavramı “ortaya karışık” sunuluyor. Devletin temel amaç ve görevi; milletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan engelleri kaldırmaya ve insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. Bu yükümlülük, kamu düzeninin korunmasının yanı sıra toplumsal barışın güçlendirilmesini de Devletin asli görevlerinden biri hâline getirmektedir.
Bağımsız bir devlette, milletin bağımsızlığı diye bir kavram olamaz. Zaten millet bağımsızdır ve buradan aldığı güçle bağımsız bir devlet kurmuştur. Dolayısıyla milletin bağımsızlığının sağlanması devletin bir görevi değildir, “korunması” görevidir. Bu laf ya yanlışlıkla yazıldı ya da “milletin bağımsızlığının bu süreçte gerçekten kaybolduğu” itiraf edildi. Sanırım ikincisi öne çıktı.
Bu yasanın kapsamına giren örgüt PKK ve fürularıdır. Zaten yasanın ikinci maddesinde açıkça belirtilmiş. Belirtilen terör örgütü ve eylemleri 1998 yılında bitirilmişti ve bunu örgüt olağan kongresinde yazılı kayıt altına almıştı. Bir başka göstergesi ise o günün “bebek katili” bugünün ise “kurucu önderi” olan ama gerçekte terörist başı Abdullah Öcalan isimli insanlık düşmanının Suriye’den kovulmasıdır.
Bitirilen bir örgütün “milletin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi ortadan kaldırmak; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu yok etmek; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlamak, engel koymak ve insanın maddî ve manevî varlığının
gelişmesini bitirmek gibi bir gücü olabilir mi? Eğer yasanın gerekçesine bu konuyorsa, 1998 yılında bitirilen terör örgütünün ve terörün, bu yasayı teklif eden ve hazırlayanların döneminde, canlandırıldığı açıkça itiraf edilmiş olmuyor mu? Zaten, “Türkiye’de terör meselesi yoktur Kürt meselesi vardır” denmemiş miydi?
Her şey sayılmış, zorlama kavramlar üretilmiş ama nedense Laiklikten kaçınılmış, Laik Cumhuriyet denmemiş… Daha doğrusu bilerek devreye alınmamış. Adını koyalım: hiçbir terör örgütü laik değildir. Laiklik özgür düşünen insan yaratmaktır. Hiçbir terör örgütü, hiçbir dinci yapılanma, insanları ümmet bağlamında kul ve köle gibi gören inanç sistemleri, tiranlıklar, otoriter rejimler, sultacılar, diktatörler laik değildir. Olmadıkları gibi laik insanlardan ve kurumlardan, kısacası laiklik kavramından korkarlar çünkü nefret ederler. Çünkü bunların düşüncelerinin ve yaptıklarının en büyük düşmanı özgür düşünen insanlardır.
Kamu düzeninden bahsedilmiş. Demokrasinin tüm kurumları ile uygulandığı yerde kamu düzeninden ya da güvenliğinden bahsetmek gereksizdir. Bahsediliyorsa demokrasinin laf olsun diye uygulandığı açık bir itiraf haline gelir. Zaten kamu düzeni ile ilgili müsteşarlık kurulduğunda, başına gizli hizmetlerden bir şahıs getirilmişti. Anlayın artık kamu düzeni kavramına nasıl bakıldığını…
2- İkinci paragrafta “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girildiği bu dönemde Ülkemiz, güvenlik, demokrasi ve hukuk devleti ilkelerini birbirini tamamlayan unsurlar olarak değerlendiren yeni bir perspektifle geleceğe yürümektedir.” deniyor.
Güvenlik, hukuk ve demokrasi aynı düzlemde kabul ediliyor. Oysa öyle değil, demokrasinin verimli bir şekilde yürümesi için halkın güvenliği ve kabul görür bir “adalet” düzeni olmalıdır. Hukuk adaletin alt öğesidir, hukuk adalete giden yolun taşlarından sadece biridir, unutulmasın. Eğer bu unutulursa, kısa zaman sonra, “yasa”lar da demokrasi ile aynı düzleme alınacaktır ve felaket yaşanacaktır. Kendi isteğine göre çıkarımlar ya da tasarımlar olamaz. Bu ülkede, eleştiren insanların, hakkını arayan insanların can güvenliği var mı, hukuki güvenliği var mı? Adalet bunun neresinde? Yasa yapmakla hukuk oluşturulamaz, adalet sağlanamaz. Öğrenin artık bunu.
Pekâlâ, adını çok uzun olduğu için unuttum (sloganlar böyledir, uzun olunca unutulur), bu yasanın teröristin ve terör örgütünün dışında, halkın can güvenliğini ve hukukunu koruyan bir yanı var mı?
Halkı öldüren, hukukunu yok eden bir örgüte ve elemanlarına, bu yasa ile, hakketmedikleri bir hukukun ve can güvenliğinin sağlanmadığını kim söyleyebilecek? Bu yasayla, suçlulara sağlanan can güvenliği, rahatlık, yargılama ve ceza infazı ertelemesi ve hukuki koruma o suçluların zarar verdiği halka sağlanmamıştır ve halk aşağılanmıştır. Halk adalet istemektedir. Bu yasayla teröristlere sağlanan muafiyetler ve zaman, cumhurbaşkanına hakaret ettikleri ileri sürülen “vatandaşlar” için neden sağlanmamaktadır? Böyle bir uygulama bu kişiler için sağlanacak mıdır? Dediğim gibi ahali adalet istemektedir.
3- İkinci paragrafta “…devletin demokratik hukuk devleti niteliğini daha da güçlendirecek, millî birlik ve beraberliği tahkim edecek, toplumsal huzuru kalıcı hâle getirecek …” denmiş. Demokratik hukuk devleti kavramı nedir? Yoksa demokratik olmayan hukuk devleti kavramı da mı var?
Toplumsal mutabakatın bozulduğu yerde milli birlik ve beraberlik olabilir mi? Olursa nasıl tahkim edilebilir?
Yine toplumsal mutabakatın bozuk olduğu yerde toplumsal huzur olur mu, olursa nasıl kalıcı hale getirilebilir? Suçluları korumak ve kollamakla mı olur?
4- “… devletin demokratik hukuk devleti niteliğini güçsüz kılan, millî birlik ve beraberliği zayıflatan, toplumsal huzuru geçici hâle getiren …” deniyor. Bunu yapan yasanın ikinci maddesinde adı geçen örgüt müydü? Bu örgüt 1998 yılında bitirilen örgütten farklı mıdır? Farklı değilse neden “terör meselesi yoktur, Kürt meselesi vardır” denildi? Sonrasında neden Kürt meselesi yoktur, terör meselesi vardır denildi? Gelinen noktada, neden “aslına rücu” edildi? Nedir bu yerinde duramamanın gerekçesi? Bu gerekçe ortadan kalktığında, bu yasa da ortadan kaldırılacak mı?
5- İkinci paragrafta “… Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, millî egemenlik ilkesi ve ortak vatandaşlık bilinci etrafında şekillenen bu vizyon; yalnızca kamu düzeninin korunmasını değil, aynı zamanda toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini ve ortak geleceğin daha sağlam temeller üzerinde inşa edilmesini de gerekli kılmaktadır.” denmiş.
Pekâlâ, ortak vatandaşlık bilinci nedir?
Devamla, ortak gelecek nedir?
O çokça söylenen “ortaklaşma” ne demektir?
Vatandaşlık bağı ile bağlanan kişiler vatandaş değil midir?
Vatandaşlık bağı ile bağlanan kişilerin geleceği ortak değil midir?
Ne demek istenmektedir?
6- Üçüncü paragrafta “Terörün tamamen sona erdiği bir Türkiye; güvenlik, demokrasi, ekonomik kalkınma ve hukuk devleti bakımından daha güçlü bir geleceği vaat etmektedir.” denmiş.
Böylelikle, ekonomik kalkınmanın çok uzun bir süreden beri olmamasının nedeni terörün tamamen sona ermemesi olarak açıklanmış. Oysa terör 1998 yılında bitirilmişti. Geçtim bunu. Neden “terör meselesi yoktur, Kürt meselesi vardır” denilerek terör azdırıldı? Terörün sona ermemesinin nedeni, bu bağlamda, kimdir?
Alıntılanan bu cümlede, ülkede bu yasadan evvel hukuk devleti olmadığı itirafı var. Soralım mı bu süreçte iktidar kimdeydi diye? Bunun yanında terör tamamen sona erdirildiğinde “hukuk devleti olacağız” sözü de gizliden var ve bu da bir itiraftır. O zaman sormak gerekmez mi neden “terör meselesi yoktur, Kürt meselesi vardır” denilerek terör azdırıldı ve hukuk devleti yok edildi?”
Hukuksuzluk bir dönem için işe yarar bir çare miydi? Bazı işlerin hukuksuz ortamda mı yapılması gerekiyordu?
Burada sözü edilen demokrasi “ileri” olan mı?
Güvenlik nedir? Lütfen, daha önce bebek katili olmakla suçladıkları, asmakla tehdit ettikleri şahıs için umut hakkı isteyenler, kurucu önder diyenler, ben olsaydım asardım diyenler, böyle bir yasa için teklif verenler, teklifi imzalayanlar, kabul oyu verenler yanıtlasın. Gerçekten nedir bu güvenlik? Nedir bu kamu düzeni? Nedir bu kamu güvenliği?
7- Üçüncü paragrafta “Güvenlik için ayrılan kaynakların eğitime, bilime, teknolojiye, üretime, altyapıya ve sosyal kalkınmaya yönlendirilebilmesi …” denmiş.
Pekâlâ, terör azdırılırken ve böylelikle kamu düzeni/ güvenliği bozulurken, ülkenin kaynaklarının heba edileceği bilinmiyor muydu?
Şu andan itibaren güvenlik için ayrılan kaynakların yukarıda bahsedilen alanlara kaydırılacağının garantisi var mı? Çünkü DASK ile elde edilen kaynaklar “yol” yapımına harcandı denilmişti.
Madde-2’de geçen örgüt ile mücadelede 2002-2026 yılları arasında harcanan paraların yıl yıl dökümü yapıldı mı?
Bu manada, diğer terör örgütlerine harcanan kaynaklar, mesela ÖSO, yukarıda konu edilen alanlara aktarılacak mı?
8- Dördüncü paragrafta “Belirtmek gerekir ki, uzun yıllara yayılan mücadele sürecinde yalnızca güvenlik tedbirleriyle yetinilmemiş; ekonomik, sosyal ve demokratik nitelikte çok yönlü politikalar hayata geçirilmiştir. Zira bu sorun, sadece güvenlik temelli değerlendirilmemiş, tüm boyutlarıyla ele alınarak bütüncül bir yaklaşım sergilenmiştir. Nitekim, özellikle 2002 yılından itibaren temel hak ve hürriyetlerin güçlendirilmesi, devlet ile millet arasındaki bağın kuvvetlendirilmesi ve demokratik standartların yükseltilmesi amacıyla kapsamlı reformlar gerçekleştirilmiştir.” denmiş.
Paragrafta, nedense 2002 yılı öne çıkarılmış, anlaşılır gibi değil ama iyi olmamış da değil, kendi kendilerine batağa girmiş durumdalar.
Soralım o zaman: terörün tamamen ortadan kaldırılması için “özellikle 2002 yılından itibaren temel hak ve hürriyetlerin güçlendirilmesi, devlet ile millet arasındaki bağın kuvvetlendirilmesi ve demokratik standartların yükseltilmesi amacıyla kapsamlı reformlar gerçekleştirilmesi” neden sonuç vermedi? Neden terörü bitiremedi? Az bir zaman değil, çeyrek asır, sonuç alınmalıydı. Demek ki bazı konular ya hiç bilinmiyor ya da laf olsun diye yazılıyor, konuşuluyor. Nasıl olsa seçmenin algısıyla istenildiği gibi oynanıyor, zaten anlamıyor… Ya da teröristler bu sayılanlardan anlamıyor. Anlamayanı affederek mi anlar konuma getireceksiniz? O zaman sormaya devam edelim:
Sizin anlayışınıza göre temel hak ve hürriyetler nelerdir? Bunların BM bildirgesi olan “insan hak ve özgürlükleri” ile bir ilintisi var mı?
Teröristlerce öldürülen insanların hak ve hürriyetleri var mı? Varsa devlet bunu nasıl sağlayacak? Bu temel hak ve hürriyetler içinde, özellikle hürriyet kısmına bağlı olarak, sınırsız hürriyet hakkı var mı, varsa nedir? Bu bağlamda, terörist olunca insan öldürme hakkı doğal olarak doğuyor ve bundan dolayı cezasızlık doğal bir sonuç mu oluyor?
Demokratik standartlar nelerdir? Bilinen tek bir demokrasi kavramı vardır. Ülkeye ya da kişiye göre demokrasi kavramı olamaz, tektir, şekillendirilemez ve bölünemez. O halde nedir bu demokrasi standartları?
Öteden beridir çokça sözü edilen ve burada da vurgulanan ama bence bilgisiz halkı kandırmaya yönelik reform kelimesi ne demektir? Gerçekleştirilen “kapsamlı reformlar” nelerdir? Neden farkına varılamadı ve terör tamamen sona erdirilemedi? Ya şimdi de farkına varılmazsa, terör tamamen sona ermezse, ne olacak? Daha başka ödünler mi verilecek?
Sona erdirilemeyen terörün uygulayıcıları demokrasiden, reformdan anlamıyorlar mıydı? Pekâlâ, hal böyle olunca bu anlayışsızlar bu yasadan ne anlayacak?
Bağlamdan uzaklaşmadan devam edersek, paragrafın son kısmını oluşturan “Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen ve milletimiz tarafından onaylanan anayasa değişiklikleri ve diğer kanuni düzenlemeler sayesinde hukuk devleti ve demokratikleşme alanında önemli ilerlemeler sağlanmıştır.” kısmının da kadük kaldığına tanık oluyoruz. Anayasa maddelerinin değişikliğini, diğer bazı kanuni düzenlemeleri, hukuk devleti ve demokratikleşme alanındaki önemli ilerlemeleri anlamayan teröristler bu yasayı mı anlayacak? Ya da onları bu yasa mı yola getirecek?
Yine bağlamdan kopmadan soralım, terörü 1998 yılında tamamen bitiren ve bunu örgütün kayda geçirmek zorunda kalmasını sağlayan TSK ve mensuplarına kurulan kumpaslar (bu laf benim değildir, iktidar partisine ait olanlarındır) “hukuk devleti ve demokratikleşme alanındaki önemli ilerlemelerin” bir sonucu mudur?
9- Beşinci paragrafta “… Bu yaklaşımın özü, silahlı yapılanmaların ortadan kaldırılması ve demokratik siyaset alanının güçlendirilmesi suretiyle toplumsal bütünleşmenin sağlanması ve milletimizin ortak değerlerinin korunmasıdır.” denmiş.
Demokratik siyaset ne demek? Konunun anlaşılması için gerekli olan kavram budur. Demokratik siyaset derken “demokratik olmayan siyasetin” de olduğu öne sürülüyor ve bugüne kadar demokratik olmayan siyaset yapıldığı algısı yaratılıyor, kısacası bir nevi kocaman itiraf. Madem 2002 yılı dendi, soralım o zaman: 2002 yılından beri demokratik olmayan siyaset yapanlar kimdir, hangi partilerdir?
Seçimlerde oy çalmayı, muhalefet partilerini yargı üzerinden baskılamak demokratik siyaset midir yoksa demokratik olmayan siyaset midir?
10- Altıncı paragraf. Tamamen hamaset dolu, bu sürece dahil olanlara övgü düzülen bir paragraf. Ama sormak gerekir yine de… terörle mücadelede taraf olan şehit yakınları ve gaziler için ne yapılmaktadır? Yazının başında bahsedilen yasa düzenlemesinden başka değerler söz konusudur bu sorunun yanıtı için. Mesela şehit olanlar canlandırılabilecek mi? Şehit olan kişilerin yakınlarının, o şehitlerin şehitliklerinden dolayı çektikleri acılar ve kayıpları karşılanabilecek mi? Gazilerin sakatlanan organlarının yerine tıpkısının aynısı konabilecek mi? Gazilerin manevi hayatı ile ilgili yaşanan kayıpları giderilecek mi?
Şehit ve gazilere hep paradan bahsediliyor. Bu hayata makam ve para gözüyle bakanlardan başka bir şey beklenmeyeceğinin bilincinde olmakla birlikte yine de belirtmekte yarar var. O şehitleri ve gazileri öldüren ve sakat bırakanlara hayat hakkı tanınıyor, özgürlük tanınıyor. Şehit ve gaziler için ne tanıyacaksınız? Hamaset ve laf-ı güzaf değildir bu sorunun yanıtı.
11- Yedinci paragraf. Adeta ilkokul öğrencisine ders verir gibi yazılmış ve bu haliyle hiçbir anlamı yoktur. Deminden beri onu soruyoruz. Adaletin sağlanması için şehit ve gaziler adına ne yapacaksınız? Katledilen binlerce masum Türk vatandaşı için ne yapacaksınız? Canlandırabilecek misiniz, olmayan organların yerine organ mı takacaksınız, eskisi gibi mi olacaklar?
Bugüne kadar terör suçu işleyen ve topluma kazandırılan kaç kişi oldu? Buna verilecek yanıtın en az %75 gibi bir nitelikli çoğunluğun olması gerekir. Değilse herhangi bir yanıt istemiyoruz. Teröristlerin cezalandırılmasının ertelenmesi, hükümlerinin ertelenmesi ve en sonunda serbest kalmaları toplumsal barışa ne gibi katkı sunmaktadır, bunun dünyada bir örneği var mıdır, varsa oranı nedir? Bu yanıttaki oran da en az %75 gibi bir nitelikte olmalıdır.
12- Yedinci paragraftan devam ediyoruz. “… Bu yaklaşım doğrultusunda ceza adalet sistemi, yalnızca geçmişte işlenmiş suçlara karşılık verme amacını taşımamakta, kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanması, yeniden suç işlenmesinin önlenmesi, hükümlünün hukuk kurallarına saygılı bir birey olarak yaşam sürmesinin teşvik edilmesi ile toplumsal barışın güçlendirilmesine hizmet etmektedir.” denmiş.
Bu durumda sormak gerekmez mi, “bunun gerçekleşmesi öldürmeye alışmış teröristlerin hapiste olması ile mümkün olduğu bilinmiyor mu?”
Bu yasa, teröristlerin suç işlemesini önleyici ne gibi yaptırımlar sunuyor? Yoksa tam tersine suç işlemeyi mi teşvik ediyor?
13- Sekizinci paragraf. Hiçbir somut tarafı yoktur. Tamamen soyuttur ve algılar ile oynanması öne alınmıştır. Kamuoyunu algılarla yönetmeye alışmış bir düzenden, daha anlamlı anlatmak gerekirse gerçekçilikten ve doğruculuktan uzaklaşmış kişilerin oluşturduğu düzenden, daha iyisinin beklenmesi zaten abestir. İleriye yönelik temenni ve vaatler bu topraklarda yaşayanlar için çekici olsa bile gerçeklikle ve doğrulukla ilgili değillerdir. Zaten, bu topraklarda yaşayan insanlar vaatte ve temennide bulunanlara “siz kenarda bekleyin” diyebilse ya da diyebilseydi bunlar yaşanmazdı. Bu gibi yasalar ortaya dökülmezdi. Ciddiyete bakın hele, daha dün bebek katili dedikleri şahsa bugün kurucu önder diyorlar, umut hakkı veriyorlar… Bu zihniyet, bu ülkeyi kuran asıl kurucu öndere ise “ayyaş” diyor.
Tüm suç, bu ülkeyi kuran önderine gerekli saygıyı göstermeyen seçmendedir. Artık öğrenirler “kurucu önder”in manasını.
14- Dokuzuncu paragraf. Adeta ders anlatır ve yine adeta günah çıkarır gibi yazılmış. Siz bu millete bu kadar mı düşmansınız? Siz bu milletten bu kadar mı bıktınız? Bu millete bu kadar mı uzaksınız? Siz gidin bunları hukuk fakültesinde okuyan öğrencilere anlatın. Halkın anlayacağı dil bu değil, alacağı ders bu değil.
15- Onuncu paragraf. Günah çıkarır bir dille yazılmış. Kendileri de farkında yapılan işin doğru olmadığının ve gerçeklerle örtüşmediğinin… neymiş, teklif hiçbir şeyi değiştirmiyormuş. Öyle mi acaba? Paragrafın sonuna eklenen cümle ile aslında değişikliğin olduğu söyleniyor, koşula ve sınırlamaya bağlanarak: “… Bu yönüyle Teklif, hukuki niteliği itibarıyla ceza adalet sistemi ile infaz hukukuna ilişkin sınırlı ve koşullu bir kanuni düzenleme niteliği taşımaktadır.” İlerleyen satırlarda yasa maddelerini incelerken ertelemelerin söz konusu olduğunu göreceğiz. O zaman da soralım ama yeri gelmişken de soralım: zamanında verilmeyen ceza toplum vicdanını rahatlatır mı? Devam edelim sormaya: BİNLERCE ŞEHİT VERMİŞ, BİNLERCESİ KATLİAMA UĞRAMIŞ, DAHA BEBEKKEN ÖLDÜRÜLMÜŞ, TECAVÜZ EDİLMİŞ VE YAKILMIŞ GENÇ KIZLAR İLE ORGANLARINI KAYBEDEN GAZİLERİ BARINDIRAN TOPLUMUN VİCDANI, BİR DİKTATÖRÜN KULLUĞUNU VE KÖLELİĞİNİ YAPAN
TERÖRİSTLERDEN DAHA MI AŞAĞI? Bu toplumun, bunu kabul edeceğinin herhangi bir kanıtı var mı?
16- On birinci paragraf. “‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin sağlıklı, gerçekçi ve sürdürülebilir bir zemine oturtulabilmesi açısından uluslararası tecrübeler de değerlendirilmiştir. Kırk yılı aşan mücadele birikimi dikkate alınarak Ülkemizin kendi tecrübesi, toplumsal gerçekliği ve devlet geleneğiyle şekillenen özgün bir “Türkiye Modeli” oluşturulmuştur.” diyor.
Türkiye modeliymiş… “Ortaya karışıktan” öteye geçememiş bir yaklaşım. Bize ne İngiltere’den, İspanya’dan, Kolombiya’dan?
Yeni Türkiye, Türkiye yüzyılı, terörsüz Türkiye, istihdam ile büyüyen Türkiye, 5G ile hızlanan Türkiye gibi yaklaşımlar tamamen slogandır ve içinde akıl ve fikir barındırmamaktadır. Tamamen cahil seçmen tabakasına yönelik olup oy devşirmek maksadını gütmektedir. Bırakın bu ağzı, kokuyor.
Madem kırk yılı aşan birikimden bahsedildi o zaman hatırlatalım: terör örgütünün 1986, 1989 ve 1998 yılında bitirildiğini ama nedense hemen akabinde yeniden başlatıldığını da biliyorsunuzdur. Yeniden başlatılmasının gerekçelerini halka açıklayabilecek misiniz? Hodri klavye başı! Ama içinde yeniden başlatılmasının kime ne çıkar sağladığını anlatan bir yazı olsun. Öyle hamaset dolu pespaye bir yazı istemiyoruz.
17- On ikinci paragraf. Bu da kendinden hemen öncekilerin mantığı ile klavyeye alınmış: ortaya karışık ve günah çıkarma… bugün günah çıkaran, yarın işler iyi gitmediğinde birilerini günah keçisi ilan eder! “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunca ortak aklı ve asgari müşterekleri önceleyen bir yaklaşımla ortaya çıkan rapor doğrultusunda hazırlanan Teklif…” denmiş.
Asgari müşterek derken ne demek istendi? Halkın ne istediğine kişisel çıkarları için orada bulunan ve düşünceleri parti başkanının sultası ile şekillenen milletvekilleri mi karar verecek? Onlar kim? Halkı temsil etmedikleri açıkça belli olan kişilerdir bunlar. Bana sorulmadı benim “en az” ne istediğim.
Kimsenin fikri belli olmadan asgari müşterek nasıl oluşuyor? Kimi kandırıyorsunuz?
Ortak akıl mı dendi? Nerede ve ne zaman yapılan bir araştırma ile ortak aklın bu olduğuna karar verildi? Kimsenin aklına danışılmadığı halde nasıl ortak akıl denebilir?
Komisyona alınan kişiler mi asgari müştereği ve ortak aklı oluşturdu? Onlar bir başka aklın sultası altında olanlar değil midir?
18- On üçüncü paragraf. “Bu kapsamda örgütün feshi ve silahların bırakılmasıyla başlayan süreç, ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin yürürlüğe konulmasıyla artık milletin eseri olacaktır.” diyor.
Burada ciddi bir yanılgı var ya da öyle görünmek isteniyor. Örgütün fesh edildiği ve örgütün silah bıraktığı sanılıyor. Ey aklı başında olan insanlar, silah ile bu konuma gelen örgütler ve insanlar asla silah bırakmaz çünkü gücü elinden gider. Mesela ABD’nin silahlı gücü olan Suriye PKK’sı silah bırakacak ve teslim edecek mi? Peki, kendileri gelip yargılanmak üzere teslim olacaklar mı? Buna onları besleyip büyüten ABD ne der? Sanırım, Türk Milleti ile sağlamından dalga geçiliyor.
Zaten o süreci takip eden herkes örgütün kendini sözde fesh ettiğini, silahı sözde bıraktığını gördü. Fesh ettim diyerek, bir kazan içinde silah yakarak, “ilahi silahiler” söyleyerek bu işler olmaz.
Ey aklı başında olmayanlar, size söyleyeceğim bir şey zaten yok, rahat olun!
Bu paragrafta ayrıca millete gaz veriliyor: milletin eseri olacaktır. Göreceğiz bu arabanın gaz yiyip yemediğini. Yoksa gaz mı alınıyor?
Genel gerekçeler için sonda söyleyeceklerimden birini burada hemen yazayım: katledilenlerin, şehitlerin ve gazilerin kanına ekmek doğranmakta.
YASA MADDELERİ
MADDE 3- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden Önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırın onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.
Burada çok büyük kandırmacalar var.
Bu madde yargılanmanın ertelenmesini düzenliyor. Yani ele geçirdiğin ya da teslim olmuş (?) terörist ile ilgili her türlü belge ve bilgi elde edilmiş ama seni beş ya da on yıl yargılamayacağım, git, gez, gel diyorsun.
1- Örgütün fiili varlığına son verdiği nasıl tespit edilecek? “Son verdim” demeyle son vermiş mi olacak? Son verilmesi, birinin yüksek bir yere çıkıp gür bir sesle “dağılın ülen, nabazalar, artık terörcülük oynamayacağız” demesiyle mi olacak? Bunu hangi dilde söyleyecek? Türkçe mi, Kürtçe mi, “Ermenice” mi? Yoksa Yeşilçam seslendirmesi ile mi?
2- Her türlü silah ve mühimmatın teslim edildiğini güvenlik kurumları tespit edecekmiş. Pekâlâ, bunu nasıl yapacak?
Bunu böyle dersen “örgütün elinde ne tür silah ve mühimmat bulunduğunu güvenlik kurumları biliyor, envanterini tutmuş” anlaşılır. Bu da giderek “örgütü güvenlik kurumları kurdu ve her şeyini biliyor” anlamına gelir. İşin gerçeği şu: nereden tutsanız oradan elinizde kalıyor.
3- Her türlü silah ve mühimmatın “tamamının” teslim edildiği nasıl tespit edilecek? Devamı anlatım ve yorumlar için üstteki maddeye bakınız.
4- Neden 01.06.2005 tarihi? Neden 01.06.2025 değil? Bundan benim teröristim iyidir anlamını mı çıkarmamız gerekiyor? Yoksa zaten öyle mi?
Anılan tarihten önceki teröristlerin yirmi bir yıl daha yaşlandığını aritmetik bilen herkes görür. O zaman elli yaşında olan terörist artık yetmiş yaşını aşmış ve tırpanlı adam ile tanışma faslına girmiş demektir. Burada üstü kapatılmış bir af görüyorum.
5- Duruma göre beş ya da on yıl soruşturma ve kovuşturma ertelemesi var. Bu arada o terörist ölürse bu bir af ve ödül olmaz mı? Alın işte, mahkumiyeti ortadan kaldıran bir konum. Gerekçeler bölümünde anlatılan ve yutturulan onunca paragraf ile çelişen bir durum. Resmen af var. Yok, “af yok” deniyorsa, pekâlâ, o teröristin ölü bedeni temsili bir mahkeme ile yargılanıp ağırlaştırılmış müebbet ile mi cezalandırılacak? Kimse ahalinin aklı ile dalga geçmesin. Ortalık yerde tatmin edilmesi gereken kamu vicdanı var. Ha, siz kamu vicdanı micdanı bizi ilgilendirmez diyorsanız, o kamunun da sizinle ilgilenmeyeceğini görmeniz gerekir.
6- Konuya aklı başındakilere hitap edecek şekilde girmem gerekiyor.
“… örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar…” deniyor.
Ey aklı başında olan ahali, bu kapsamdaki suçlar adam öldürme ile alakalı suçlardır. Yani öldürenlerin yargılanacağı suçlardır.
Şimdi işin teknik kısmına bakalım. Teröristlerin görevi pusu, baskın ya da köy katliamı olsun. Bir kısmı emniyetçi olur, bir kısmı ateş desteği sağlar, bir kısmı da hedefe girer ve katliamı gerçekleştirir. Hedefe girenler o katliamları rahatlıkla yaparken kendilerinin emniyetini alan ve onlara gerektiğinde ateş desteği sağlayacak olan teröristlere güvenerek gerçekleştirirler. Kısadan gideceğim; katleden terörist ile katledenin emniyetini alan terörist aynı derecede suçludur. Bunun hukukta mutlaka bir adı vardır ama ben “anlamayana” anlatır gibi anlatmayı tercih ediyorum. Tüm teröristler, teknik olarak aynı derecede suçludur ve aynı suçlardan yargılanmalıdır. Yine teknik olarak yargılanacakları ceza ağırlaştırılmış müebbettir.
Bunun dışında, hangi teröristin hangi suçu işlediğine dair herhangi bir bilgiyi hangi kanaldan elde ettiniz diye sormak gerekmez mi? Yoksa teröristler güvenlik kurumlarına “şu eylemi yaparken şöyle tertiplendik” diye bilgi gönderip arşive kaldırılmasını mı istiyorlar? Ben o kadar yıl boyunca böyle bir kadirşinaslıklarını görmedim. Ey ahali, aklınızı kullanın! Önünüze iteleneni sorgulamadan kabullenmeyin! Seçim sandığında bir oyunuz var ve onu size kötü muamele yapmayanlara verin.
7- Niye daha çok ceza gerektiren suça daha uzun erteleme zamanı veriliyor, daha az ceza gerektire suça daha kısa erteleme zamanı veriliyor? Bu tasarımın bir ödül olduğu görülmüyor mu? Daha suçlu olanı koruma ve kollama olmuyor mu?
MADDE 4- (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hâkim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.
(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.
1- Haydi, aklı başında biri çıksın ve af yok desin. Af yok canım, af yok; erteleme var. Yukarıda dediğimiz gibi “ya erteleme süreci içinde ölürse, bu af olmuyor mu?”
2- Ele geçmiş ve tutuklanmış olan niye serbest bırakılıyor? Zaten suçlu ve beş ya da on yıl sonra yargılanıp içeri tıkılacak, değil mi? Niye hemen şimdi yapılmıyor? Pardon, burada devreye bazı “şahıslar” için “siyasi” gelecek mi giriyor?
3- Cezası verilmiş ama istinafa ya da temyize gitmiş olanlara da kıyak unutulmamış, kararlar bozuluyor ve suçlular serbest bırakılıyor. KISACASI MEZARA GİREN ÇIKMAZ AMA HAPSE GİREN ÇIKAR DENİLEREK SUÇ İŞLEMENİN ÖNÜ AÇILIYOR. Yıllarca suçluların peşinde koşmuş biri olarak ben bundan daha başka şekilde düşünemem. Benim gibi olanların da daha farklı düşünmesini bekleyemem.
MADDE 5- (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.
(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen cezanın infazı, 6ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkûmiyet hükümlerinin tüm sonuçlan doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.
1- Anayasanın eşitlik ilkesini açıkça ihlal eden bir madde. Sıradan vatandaşlar bir suçtan ceza aldığında “hükmün açıklanması geri bırakılmışsa” beş yıl içinde türü ne olursa olsun bir suç işlerse artık hiçbir indirimden veya yarardan faydalanamıyor. Oysa binlerce insanı katleden, şehit eden ve sakat bırakan teröristlere bu “sadece terör suçu” işlemişse uygulanıyor. Birisi çıksın buradaki eşitliği açıklasın.
2- Neden sadece terör suçu işlemişse erteleme kararı kaldırılıyor, diğer suçlarda bu karar kaldırılmıyor? Anayasaya ve yasalara karşı çıkarak ülkeyi yıkmak ve bölmek için yola çıkan ve bu yolda binlerce kişiyi katleden, sakat bırakan, anasız babasız kılan teröristlere bu güzellik niye yapılıyor? Onlara neden başka suç işlemenin yolu açılıyor da sıradan vatandaşa bu yol açık tutulmuyor? Teröristlerin ellerinde, bazılarını rahatsız edecek bazı kozlar mı var? Bu da mı siyaseten bazı şahıslar için siyasi gelecek manasına geliyor?
3- Madde-5 (2) resmen ve fiilen af maddesidir. Çünkü belirtilen 5-10 yıllık süre içinde terör suçu işlenmezse kovuşturmaya gerek yok kararı veriliyor. Neden belirtilen süre (beş ya da on yıl) suç işlenmeden geçirilirse kovuşturma yapılmasına yer olmadığı ya da düşme kararı veriliyor? Neden bu sıradan vatandaş için uygulanmıyor? İlla terör örgütü mü kursun ya da terörist mi olsun? Bu örgüte dahil olanların Türk Milletinden üstün olan tarafı nedir? Böylelikle millete terör örgütü kurun, terörist olun çağrısı mı yapılıyor?
MADDE 6- (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkûm olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;
a) Toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezaların infazı beş yıl süreyle,
b) Toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle, infaz hâkiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.
(2) Birinci fıkra uyarınca infaz hâkimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilir.
(3) Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.
(4) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hâkimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.
Yasanın en önemli maddesi budur. Geldik bam teline. Hapistekilerin serbest bırakılacağını garanti eden madde budur. Doğru tahmin ettiniz, bazılarının bebek katili dediği şahıs da bu maddeye dayanılarak serbest bırakılacak ama hemen değil, çeşitli ve çok büyük tartışmalar yaşandıktan sonra.
Bu madde, yargıladığın ve müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet ile cezalandırdığın teröriste “beş ya da on yıllığına git, gez, gel. Eğer bu süre içinde terör suçu işlemezsen seni bu süre sonunda zaten serbestsin ama hepten serbest bırakacağım” denilen maddedir. Kısacası AF maddesidir.
1- Madde-6 (1)’de bahsedilen bir tarih var. Neden 01.06.2005? neden 01.06.2025 değil?
2- Madde -6 (1)- a)’da toplam on beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezaların infazı beş yıl süreyle infaz hakiminin kararıyla ertelenmesi söz konusudur.
Madde -6 (1)- b)’de toplam on beş yıldan daha fazla hapis cezasına mahkûm olan hükümlülerin cezaların infazı on yıl süreyle infaz hakiminin kararıyla ertelenmesi söz konusudur. Dikkat ediniz, insanları katledenlerin cezası erteleniyor. Seçim meydanlarında lanetlenen ve öldürülmesi için her şeyin yapılacağı haykırılan teröristlerin serbest bırakılmasından bahsediliyor.
3- Yukarıda gördüğünüz üzere daha az ceza alana daha az erteleme süresi veriliyor. Daha çok ceza alana daha çok erteleme süresi veriliyor. Akıl bunun tersinin olmasını hatta hiç olmamasını istiyor ama aklı önemseyenin olmadığı belli oluyor bu madde ile. Sanırım bu yasayı hazırlayanlar ve evetleyenler ahalinin akılsız ve anlayışsız olduğunu düşünüyorlar. Bir millet ile bu kadar dalga
geçilmesi gerçekten haddinden fazla ve acıtıcı.
Daha çok ceza alan terörist daha fazla suçlu ve daha fazla insanlık düşmanı değil midir? Bu suçlu yaratık, ne demeye daha uzun süre insan içinde tutuluyor?
4- Geldik asıl yere. Aklı başında olan, okuduğunu anlayan bunun kocaman bir AF olduğunu görür. Biraz karışık yazılan ve anlaşılmaması istenen ama gören göze sahip beyinlerin anladığı Maddenin dördüncü fıkrasında, “belirtilen süre (5-10 yıl) terör suçu işlemeksizin geçirildiği takdirde ceza infaz edilmiş sayılır” deniyor. Son terörist ölene kadar mücadele edileceği seçim meydanlarında haykırılan, ben olsaydım asardım denilen, her seferinde idam ipi atılan ve böylece öldürülecekleri hatırlatılan teröristler cezalarını yatmadan serbest bırakılıyor. Bu af değildir de nedir? Bir uygulamanın af olması için illa adına af denmesi mi lazım? Pekâlâ farklı bir şekilde de denebilir, mesela bu kandırmacada olduğu gibi “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” denerek asıl yapılmak istenen saklanabilir. Çünkü bu ülkeyi yönetenler halkın, kendileri gibi okumadığının farkında. Güzel laflarla bezenmiş bir başlık her şeyi çözecektir.
Pek sayın terörist efendi, ülkede her yeri karış karış gezerken, her şeyin en güzelinin tadına bakarken bir bakmış ki cezasını çekivermiş… Bu af değildir de nedir? Haydi birisi çıksın ve bu af değil desin. Ama ne diyeceklerini biliyorum: “biz ona ağırlaştırılmış müebbet verdik, yasaya göre infazı ertelendi. Olsun ama hükümlüdür o…” Buna da hükümlü deniyor. Kısacası hüküm veriliyor ama uygulaması yok, ertelemesi var. Suç her seferinde yasaya atılıyor. Peki, o yasayı hazırlayan kim, topraktan kendiliğinden mi bitiverdi? Peki, o yasayı evetleyenler kim? Yasalar, bu gibi ülkelerde yasa yapıcı makamı işgal edenlerin çaplarına göre hazırlanır. Hazırlayanlar ya da o hazırlayanlara böyle olacak diye emir verenler yasanın böyle olmasını istediler ve evetleyen sayısını artırmak için de olmadık hareketler yapıldı. Kimi tehdit edildi, kimi satın alındı, kimi gaza getirildi…
O 467 milletvekiline soruyorum, sizin bu af kanuna evet demenizi kim istedi, motivasyonunuz neydi, elde ettiğiniz maddi ve manevi faydalar nelerdir? Beni temsil et diye oyunu verenlere ihanet etmediğinizi düşünebiliyor musunuz? Evetlediğiniz andan itibaren fakir milletin kesesinden aldığınız maaşlar size haram olmuştur, farkında mısınız?
5- Pekâlâ, yasa yapıcı, sıradan vatandaşlar için bu şekilde bir erteleme düşünüyor mu? Düşünmüyorsa ne demeye bu yasayı toplumu rencide edecek, canını acıtacak, vicdanını rahatsız edecek şekilde kurguladı? Bir yerlere verilen sözler mi var? “Beni buraya getiren güç isterse papaz cübbesi bile giyerim sendromu” mu geçerlidir?
Biri “ben de adam öldürmek istiyorum ve benim de cezamın infazı on yıl ertelensin, bu sürede bir suç işlemezsem cezam infaz edilmiş sayılsın derse” buna ne denecek?
6- Neden bu erteleme kararları ayrı bir sisteme işleniyor?
7- Neden erteleme süresi içinde bir başka terör suçu işlenirse infaza devam kararı veriliyor da bir başka türden suç işlenirse infaza devam kararı verilmiyor? Suç suçtur.
8- Madde 6-(4) gereği neden belirtilen süre (beş ya da on yıl) suç işlenmeden geçirilirse ceza infaz edilmiş sayılıyor? Neden bu sıradan vatandaş için uygulanmıyor? İlla terör örgütü mü kurulsun ya da terörist mi olunsun? Bu örgüte dahil olanların Türk Milletinden üstün olan tarafı nedir? Böylelikle millete terör örgütü kurun, terörist olun çağrısı mı yapılıyor?
Haydi, o sahibine bağlı şahıslar buna da af değil densin. Ama ne diyecekleri belli: “bağımsız(?) Türk yargısı cezasını verdi ve karar kesinleşti. Yasa gereği infazı ertelendi, teknik olarak hükümlüdür o…”
Ne teknik ama… hüküm veriliyor ama infazı yok, ertelemesi var, erteleme süresi sorunsuz geçerse yatmadan ceza bitiveriyor. Bu olsa olsa Yeni Türkiye’de olur, Eski Türkiye’de olmaz.
MADDE 8- (1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.
(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.
1- Ya elleri ve cepleri boş gelirse ne olacak? Bu durumda beyanatı kabul görecek mi? Yoksa yalan beyan vermekten bir başka işlem yapılacak mı?
2- Çalışmaz bir silah ve işe yaramaz mühimmat getirdiyse ne olacak? Bunun terör eylemlerine bu silah
ve mühimmat ile katıldığına mı karar verilecek?
3- Getirmedikleri silah ve mühimmat için ne yapılacak? Arazi araması taraması mı yapılacak? Zaten bu yapılabiliyorsa, teröristlere bu af niye çıkarıldı?
Değerli Türk milleti, yasanın diğer maddelerine bakmaya gerek yok. Can alıcı olan kısımları bunlar olup, gördüğünüz gibi tamamen AF anlamındadır.
1- Kim ne derse desin, istedikleri kadar yırtınsınlar ve aksini desinler BUNUN BİR AF OLDUĞU GERÇEĞİNİ YOK EDEMEZLER. Hem soruşturma ve kovuşturma aşamasında af vardır hem de infaz aşamasında… teröristin işlediği suç yanına kar kalıyor.
2- Türk Milleti, her zaman olduğu gibi çırak çıkarılmıştır. Dahası algılarıyla oynanmıştır, yok sayılmıştır, hiç yerine konmuştur. Türk milletinin bu tavır ve davranışları hak edip etmediği ayrı bir konudur.
3- Terör örgütü ve teröristlerle masaya oturulmuştur ve anlaşmaya varılmıştır. Oysa terör örgütüne ve teröristlerine karşı yapılacak yegâne uygulama hepsini tamamen yok etmektir.
4- Teröristle masaya oturmak hem uluslararası arenada ülkeyi güçsüz hale getirmiştir hem de terör örgütleri karşısında… Yeni Türkiye artık şekil verilebilir, oynanabilir konuma gelmiştir. Kısacası Büyük Kürdistan’ın kurulmasına ait ilk temel atılmıştır.
5- 1998 yılında, Türk Milleti ve onun ordusu tarafından resmen ve fiilen yok edilen ve yenilen örgüt, Türk milletinin seçtiği siyasiler tarafından hazırlanan ve evetlenen bu yasa ile yeniden var edilmiş ve galip ilan edilmiştir. Görüntü budur ve kılavuz istememektedir.
6- Terör örgütü tarafından katledilen, her yaştan ve cinsiyetten masum Türk halkının kanına ekmek doğranmıştır.
7- Teröristle mücadele sürecinde şehit olan vatan evlatlarının kanına ekmek doğranmıştır.
8- Teröristle mücadele eden gazileri “neden bu nadide terörüstler ile mücadele ettin” diye suçlama ile yasa karşısına çıkarmanın yolu açılmıştır. Buradan hareketle, şehitler için de gıyaplarında yargılama yolu açılmıştır yine aynı gerekçe ile. Teröristler artık “pek makbul vatandaş” konumuna ulaşmıştır.
9- 2002 yılından beri iktidarda olanlar, toplumun maddi ve manevi kişiliğine her anlamda zarar vermişlerdir, hiçbir manada iyi bir iş yapmamışlardır. Ekonomik, ticari, sanayi ve tarımsal üretim, hayvancılık, halkı askerlikten soğutma, çok sayıda terör örgütünün ülkede cirit atması, dış ülkelerle ilişki, liranın paritesi, dış borç… aklınıza ne gelirse sayabilirsiniz ve göreceğiniz gerçek hiçbir
yararlarının olmadığıdır.
10- Toplum için hiçbir şey yapılmadığı gibi yani taş üstüne taş konmadığı gibi her seferinde duvarın en altındaki taş çekilmiştir, duvar yıkılmıştır. Yıkılmamışsa bir taş daha çekilmiştir ve bu böyle devam etmiştir. Bu yasa da bunun en son örneğidir.
11- Öteden beri söyleyegeldiğimiz “bazıları için kendi teröristleri iyidir” lafımız hayat ve vücut bulmuştur.
12- Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmediği ortaya çıktığı gibi, bazı şahıslara “meşruiyet” kazandıranlar kazanmıştır. Daha doğrusu istedikleri olmuştur tıpkı Pastör ünvanlı Andrew Craig Brunson (Amerikalı bir papaz ve Evanjelik Presbiteryen Kilisesi üyesi) vakasında olduğu gibi. Ne de olsa onların isteklerini kırmayanlar var.
13- Zaman içinde değişik faaliyet konularına sahip çok sayıda terör örgütü ülke sathında belirirse kimse şaşırmasın ve bir başka neden aramasın.
14- Bu yasa ve gelecekteki uygulaması göstermektedir ki suçlu vatandaş el üstünde tutuluyor, suçsuzlar lanetleniyor. Zaman içinde herkesin suça bulaştığı bir millet ortaya çıkarsa suçlu aramaya gerek yok, suçlu belli.
15- Her kesimden insanların aleyhinde atıp tuttuğu terör örgütü ve teröristler, bu devirde, Türkiye Cumhuriyeti Devletine istediklerini yaptırır konuma gelmişlerdir.
16- BEBEK KATİLİ DİYEREK AŞAĞILADIKLARI ŞAHSI, ÖNCE KURUCU ÖNDER KONUMUNA YÜKSELTİLER. SIRA İNFAZIN DURDURULMASI AŞAMASINA GELDİ (madde-6). İNFAZ DURDURULACAK VE BAZILARI İÇİN KURUCU ÖNDER OLAN TERÖRİST SERBEST BIRAKILACAK. 10 YIL BOYUNCA ÜLKE İÇİNDE İSTEDİĞİ YERDE AT OYNATACAK. BELKİ SİYASETE DE GİRER. HAZIR OLAN KÜRT ETNİKÇİLİĞİ YAPAN PARTİYE GENEL BAŞKAN OLUR VE BİRİNİN ÇOK İSTEDİĞİ MECLİS KONUŞMALARINI GERÇEKLEŞTİRİR. İlgili yasanın madde 6-(1)-b fıkrası bunu garanti altına alıyor, madde 6-(4) ise üzerine kaymak sürüyor.
Bu olmayacak diyen saflar olabilir, saygı duyarız saflığına. Zaman içinde çeşitli tartışmaların, emsal göstermelerin, yasa değişikliği vs… sonunda bu da gerçekleşecektir. Bekleyip göreceğiz çünkü DERS ALINMAYAN TARİH ORADA DURUYOR VE HER ŞEYİ BİLİYOR.
17- İran PKK’sı silah bırakacak mı?
18- Irak PKK’sı bu konuda ne düşünüyor?
19- Suriye PKK’sı ile durum ne alemde? Trampa amca ile anlaştınız mı? Emrine aldığı ve modern silahlarla donattığı yaklaşık 100.000 PKK’lıyı derdest edip Türkiye’ye gönderecek mi?
20- Şu andan itibaren emperyalist batı bölgede daha fazla hüküm sürecektir.
21- Brest-Litovsk ile Sevr anlaşmalarının güncellenmesine giden yol açılmıştır. Zaten bu iklim Lozan Barış anlaşması sürecinde kurgulanmıştır. Emperyaller o gün için mağlubiyeti kabullenmişlerdi ama geleceği çok iyi düzenlemişlerdir. İki binli yılların hemen başında sonuç alıcı hamleyi yapmışlardır.
22- Zaman içinde yerli silah sanayisine gerek kalmadığına karar verilecektir.
23- Kısa bir zaman sonra TSK’nın mevcudiyeti düşürülecektir.
24- Yazmaya gerek yok ama yazmakta yarar var; ülke terör örgütlerinin cirit attığı yere dönüşecektir.
.
.
.
999- Yalan söylemekten kimse ölmemiştir, bunların da ölmeyeceğini hep beraber göreceğiz.
Bu yasa her denilene evet diyen Türk Milletine hayırlı ve uğurlu olsun. Artık kendine savaş meydanlarında hizmet edecek insanı zor bulur.
Kalıplaşmış bir ifadeyle de olsa, alnı secdeye gelenlerin ve “bizden” denilenlerin her dediğine inanan ve yapan Türk Milletine hayırlı ve uğurlu olsun.
Vaatlere ve temennilere kanan Türk Milletine hayırlı ve uğurlu olsun.
Kulluğu ve köleliği inanç gereği sananlara da hayırlı ve uğurlu olsun, eğilmeye devam.
Her sakallıyı dedesi sananlara da hayırlı ve uğurlu olsun, sakalları okşamaya ve makas almaya devam.
Ama şu bilinsin ki ülke suçlulara teslim edilmektedir ve suçlularla mücadele edecek vatandaş bir süre sonra bulunamayacak. Hiçbir şey bir anda olmaz, zamanla işlenir, evrilir.
Halk askerliğe karşı soğutulmaktadır. Bunun ilk fiili adımı bir meslek grubuna askerlik mecburiyetini kaldıran yasadan sonra zamanın başabakanının verdiği müjdedir. İkinci adımı ise TSK’ye kurulan ve itiraf edilen kumpaslardır. Üçüncü adımı ise şehitlerin kanına ekmek doğranmasıdır. Aslında daha çok var…
Bu arada, daha iyi bir anlatımla, insan öldürmekten yargılanmamışların yargılanmalarını, yargılanmış ve hüküm giymişlerin ise infazlarını 5-10 yıl geriye atan ve bu süre sonrasında yatmadan serbest bırakan yasadan sonra, bir de baktık ki bu yasa kapsamında olan teröristlerin şehit ettiği biri sivil ve çocuk diğeri ise jandarma iki vatandaşımızın katledilmesinin dokuzuncu yılında ruhlarını yad eden siyasi şahıslar var. Komedi gibi dediğinizi duyar gibiyim. Evet, komedi ve çeyrek asırdır devam ediyor.
Düsturlu insanlar, şehitlerin ruhunu yad edecekse değil bu yasayı çıkarmak aklının ucundan bile geçirmez, bu yasayı çıkartmışsa şehitlerin ruhunu yad etmez. Ve bilinsin ki düsturlu insanlar bu topraklarda yaşayanlar tarafından asla sevilmez, lanetlenir. Bu toprakların insanı oynakları sever.
Eski Türkiye’de bunlar olmazdı ama o günler “Eski Türkiye” denerek lanetleniyor. Pekâlâ “Yeni Türkiye” ne demek? Yeni Türkiye demek bu gibi kavram kargaşaları mı demektir? Yeni Türkiye’de teröristlere af söz konusudur ve uygulanmak üzeredir.
Bir de ortalık yere Yeni Parti diye bir oluşum çıktı ve hemen Yeni Türkiye’ye uyum sağladı. Bu yenilerin hayırlı ve uğurlu olmayacağını görüyorum.



