09.03.2026 ANAKARA
Şu anda, çok ahlaksız bir savaş yaşanıyor. İnsanlığa hiçbir faydası olmayan, dahası insanlığın kötülüğüne çalışan inanç sistemlerinin de işin içine karıştığı bir savaş bu yaşanan. Bunun medeniyetle ya da medeniyetsizlikle uzaktan yakından alakası yok. Bunun etniklerle de büyük bir alakası yok, olsa olsa küçük bir alaka olabilir. Bunun küresel sömürü ile alakası var. Birileri hep sömürmek istiyor.
Musalılar1 ile İsrael bir oldular İran’a savaş açtılar. Hem de en aşağılık bir şekilde, görüşmelerin tam orta yerinde. Buna düşmanı aldatma ya da savaş hilesi denmez, kahpelik denir.
Olayları kendi kör bakışları ile değerlendirenler için bu bir din ya da inanç savaşı olabilir ama kesinlikle değil. Yine o kör bakışlılar için bu nükleer tesislere karşı girişilmiş bir savaş olabilir ama değil. Neden mi?
2026 yılının başından beri olanlara geri çekilip bakalım.
Ama önce 5-10 yıl öncesine gidelim:
Musalılar, kafalarına göre iş yapmıyorlar. Daha doğrusu Musalıları yöneten 300’ler komitesi ya da petrol lobisi ya da artık her neyse, kafaya göre iş yapmıyor. Ülkenin olayları irdeleyen, geçmişten ders çıkaran ve geleceğe ışık tutan yöntemleri var. Bunlardan birisi Ulusal Güvenlik Stratejisidir, National
Security Strategy (NSS). İşte, bu güç odağı bu belgenin oluşturulması sürecinde baskın role çıkıyor. Bu strateji belgesinin yasal temeli Goldwater-Nichols yasasıdır. Yürütme organı hazırlamakla sorumludur. İçeriği “ulusal güvenlik ile ilgili endişelerin neler olduğu ve bunlarla başa çıkmanın nasıl
mümkün olduğundan” oluşur. Uygulanması ise Ulusal Savunma Stratejisi, National Defense Strategy (NDS) ve Ulusal Askeri Strateji, National Military Strategy (NMS) ile belirlenir.
NSS her yıl yenilenir çünkü bütçe bu belge üzerinden belirlenir.
NSS her yıl belirlendiğine göre, kendisine temel teşkil eden NDS ve NMS de her yıl yenilenir.
Tamam da bize ne? Güzel, şimdi konuya giriyoruz.
Çin.
Çin sadece Çin midir? Yani kendi başına Çin midir?
Musalılar, Çin’i 18 Aralık 2017, 12 Ekim 2022 ve 4 Aralık 2025 tarihlerinde yayınladığı NSS ile 19 Ocak 2018, 27 Ekim 2022 ve 23 Ocak 2026 tarihlerinde yayınladığı NDS belgelerinde ABD’nin güvenlik ve refahının, bu sözler kibarca söylenmiş olup asıl kast edilen Musalıların dünya hakimiyetidir, tam karşısında duran en tehlikeli düşman konumunda görüyorlar. Haliyle NMS uygulaması da bu yönde olacak demektir. Ama damdan düşer gibi Çin’e dalmak, dipsiz bir kuyuya düşmek gibidir. Dahası o kuyunun dibi bulunamadığı gibi, içine giren, kuyunun bir o ucuna bir bu ucuna, bir sarkaç gibi sallanır durur sonsuza dek.
E, ne yapsınlar?
Stratejinin unsurlarından biri de “dolaylı strateji”dir. Bunu uygulasınlar ve öyle de oluyor. Tam bu noktada araya girerek son döneminde bu işlere bulaşan adama bakalım.
Kim mi? Dedesi kerhane işleten bir adam. Şu anda ona Musa Başkanı diyorlar ama Trump diye yazılıyor. Samimiyetle davrandığımız için Tramp Emmi dememiz mümkün oluyor ama daha işlevsel ve gerçekçi olanı ise Trampa Amca. Bulduğu her şeyi satın alma ya da takas etme eğilimi, kendisine, bu
lakabın yapıştırılmasına neden oldu.
Ve Trampa Amca bu aralar çok kötü durumda. Bünyamin bu amcayı cinsel organından yakaladı ve bir o yana bir bu yana çarpıp duruyor. Haklı mı? Haklı. Sen gidip, bir Yahudi’nin işlettiği küresel kerhanede ağzı süt kokan kız bebeler ile mutlu son yaşarsan, yine bir Yahudi’nin işlettiği bir mezbahada mutsuz olan sonları da yaşamanın yolunu açmış olursun.
Önce nereye çarpıldı bu adam? İran duvarına doğru hipersonik bir hızla fırlatıldı. 2025 yılı 13-25 Haziran günlerinde, toplam 12 gün, zaten buna 12 gün savaşı da deniyor. Hava kuvvetleri ile daldı, sonrasında B-2 ve B-52 bombardıman uçakları ile, sözüm ona, İran’ın nükleer silah üreten tesisleri yok
edildi. Kendisi öyle dedi ama, Musalı ya da değil, gerçekçi olanlar ise o tesislere bir şey yapılamadığını dile getirdi. Konumuz o değil ve birinci perde kapandı.
Sonra kendisinin hayal dünyasını da ekleyerek, Kanada’dan Kanada’yı istedi. Derken Danimarka’dan Grönland denen adayı istedi. Kimse oralı olmadı. Yaşına ya da bunamasına vermiş olabilirler. 2026 yılının başında, içerdeki işbirlikçilerinin derin yardımıyla, Venezuela devlet başkanını kaçırdı. Bunun adı uluslararası haydutluktur ve cezalandırılmalıdır. Burada duruyoruz. Venezuela ve benzeri devletler ya da iş başındaki hükümetleri kendilerinin Bolivarcı olduğunu söylüyorlar. Musalılar ise Bolivarı ve Bolivarcıları hiç sevmiyor.
Trampa Amcanın yaptıklarına ara verip Venezuela ne manaya geliyor, ona bakalım.
Dünyanın en büyük petrol rezervine sahiptir. Tespit edilen rezervin 303 milyar varil olduğu söyleniyor. Bunun manası dünyadaki bilinen rezervlerin %18’i oluyor demektir. Rezervi bu olan ülke, herhalde, dünya petrol üretiminin en az %10’unu üretiyordur diye düşünülebilir. Değil, %1’ini bile üretemiyor.
Buna çeşitli sebepler ileri sürülebilir ama bence tamamen yönetimseldir. Mazeret üretmeksizin kapasiteyi artırmanın yoluna bakmak zorundaydılar ama liderleri kendi cebini doldurmakla meşguldü.
Bu yetersizliği gören Çin devreye giriyor ve üretim altyapısında yer alıyor. Böylelikle, kendisine çok gerekli olan petrolü edinme güvenliğini de sağlamış oluyor. Derken petrol üzerinden iki ülke, stratejik seviyede, petrol karşılığı finansman sürecini işletmeye başlıyor. Venezuela’nın paraya ihtiyacı
olduğunda Çin kredi veriyor ve karşılığında petrol alıyor. Böylelikle Venezuela Çin’in en büyük dördüncü tedarikçisi oluyor. Hatta aralarında müşterek fon adı altında bir fon oluşturuyorlar ve Çin bu fona sürekli para basıyor.
Musalıların adam kaçırmasıyla, Çin en büyük dördüncü tedarikçisinden oluyor. Maduro’nun kaçırılıp madara edilmesi, esasında, Maduro ya da Venezuela ile ilgili değildir, asıl düşman olan ve belgelerde de (NSS, NSD, NMS) geçen Çin ile ilgilidir. Bu da ikinci perdenin kapanmasıdır.
Niye petrol?
Evet, niye petrol? Hemen tarihi bilgiye müracaat ediyoruz: 52 yıl (1974) önce yaşanan, yüksek petrol fiyatından kaynaklanan küresel kriz. Petrol fiyatları bir anda dört kata kadar fırlar. Bu krizden en çok zarar gören iki ülke Almanya ve Japonya’dır.
Öncesinde 1973 Arap-İsrail savaşı vardır. Bu savaşta İsrail imha olmak üzeredir ve bundan kurtulmak için Musalılardan yardım ister. Onlar oralı olmaz ama “nükleer silah kullanırım” lafı yardım etmelerine neden olur. Sonuç Arapların yenilgisi şeklinde oluşur. Araplar (OPEC ülkeleri) da bunun üzerine petrol fiyatlarını artırırlar. Musalılar buna ses çıkarmaz hatta destekler, daha doğru bir ifade ile teşvik ederler2 , çünkü kendi petrolleri vardır ve hiç zarar görmeyecekleri gibi fayda da göreceklerdir. Daha pahalı satıp daha fazla kazanacaklardır ama asıl kazanç başka yerdedir. Teknolojik üretimde Musalıları
geçen ve tüm Musa ülkesini kendi pazarlarına çeviren Almanya ve Japonya öteden beridir Musalıların canını sıkmaktadır. OPEC ülkelerinin bu tavrı Musalılara yarayacağından bunu teşvik etmiştir ve böylelikle bu iki ülkenin üretimin sekteye uğrayacağını değerlendirmiştir. Artan enerji fiyatlarından
dolayı bu iki ülke gerçekten pahalıya üretmeye başladılar ve bunun sonucunda küresel alım daha ucuz olan Musalı mallarına yöneldi.
2022 yılında başlayan ve bu sene beşinci seneyi devriyesine evrilen Ukrayna-Rus savaşı da benzer bir etki ile devrededir. Almanya’nın üretim gücü, ucuz Rus petrolünün alınamaması ile yeniden düşmüştür. Ve o Almanya daha evvel benzerini yaşamamış gibi kendilerini güden Musalıların “Rus
petrolü ve doğalgazı almayın” telkinine uymuştur. Daha kötüsünü kendisi kendisine yapmaktadır. Adeta savaş uzasın ve ben daha fazla zarar edeyim dercesine Ukrayna’ya yardım etmektedir. Uzun bir süreden beri dediğim gibi dünyanın ilk 20 ülkesini, birkaçı hariç, embesiller yönetiyor.
Neyse devam ediyoruz ve günümüz:
Yine İran duvarı ve Trampa Amca duvara kafa atmakla meşgul. Bahaneler nelerdir? İran’ın kendi halkına kötü davranması. Sen kendi halkına kötü davranmıyor musun? ICE’nin öldürdükleri Musalı değil mi? Neymiş nükleer silahmış. Haydi oradan soytarı! Sende yeryüzünün en büyük ikinci nükleer
cephaneliği bulunuyor, buna ne diyorsun? Ayrıca iyi bir nükleer cephaneliğe sahip olan Kuzey Kore’ye ne diyorsun? Bir şey diyemiyorsun çünkü korkuyorsun. İran’a yaptığının aynısını bu ülkeye yaptığında nükleer bombaların topraklarında patlayacağını biliyorsun ve korkuyorsun. İran daha İsrael’in nükleer tesisine saldırmadı. Oysa siz İran’ınkilere saldırdınız. Rejimi değiştirecekmiş? Sana ne, sen kimsin? Bu gibi yaklaşımların o rejimi daha savunulur yapmıyor mu?
Buna üçüncü perde diyoruz ve bunda da asıl meselenin Çin olduğunu görüyoruz. İran, Çin’in en büyük petrol tedarikçilerinden biridir. Musalıların maksatları Çin’in petrole erişememesi ve erişebiliyorsa da daha pahalıya erişmesi. Öte yandan Çin’in küresel temelde projelendirdiği ve yapmakta olduğu İpek Yolları da hedef alındı. Nelermiş bunlar, bakalım:
Kara İpek Yolu: dört güzergahtan oluşan demiryolu ağıdır. Çin-Türkistan-Avrupa, Çin-Pakistan, Çin-Türkistan-Batı Asya ile Çin-Moğolistan-Rusya hatları.
Deniz İpek Yolu: Çin Denizi- Hint Okyanusu- Kızıldeniz-Akdeniz.
Zorlama olduğunu düşünmüyorum; bir de dördüncü perde var. Afganistan ve Pakistan, Çin’in İran’a ulaşımında başrol oynayan ve merkezde (coğrafi olarak) bulunan iki ülkedir. Çinin batıya erişimi bu iki ülke üzerinden olmaktadır. Dolayısıyla bu erişimin kesilmesi gerekmektedir. Bu demektir ki iki merkez ülke birbiriyle savaştırılacak ve ortalık yerde kargaşa olacak ve Çin zaman kaybedecek ya da hepten vaz geçecek. İşte, bu gerekçe ile Afganistan ve Pakistan birbirlerini yiyip duruyorlar. Musa, kaçarcasına çekildiği Afganistan’ı Taliban üzerinden Pakistan’a karşı kışkırtıyor.
Güncel olaylara gösterilen değil de gösterilmeyen tarafları ile bakmakta büyük yarar var.



