NİCELİK VE NİTELİK

25.10.2024 / ANAKARA

Nicelik bu topraklarda çok arananı anlatır. Derdimiz sayıdır, kelle hesabıdır. Anlamayız başka bir şeyden. Mutlaka sayısal çokluk olacak. Çok para, çok insan, çok hayvan, çok mal…

Anladığınız üzere nicelik sayısal değeri belirler, bu oran olur, adet/tane olur, kâr marjı olur, ciro olur… sayının çokluğuna bakılır ama ne anlama geldiğine hiç bakılmaz.

Sözlüklerde “1. Bir şeyin azalıp çoğalabilen, sayılabilen ya da ölçülebilen bir şeyin durumu, kemiyet, miktar. 2. Bir şeyin eşit parçalara bölünebilen ve ölçülebilir olan yanları. 3. Genellikle sayılabilen, toplamı doğrudan sayı olarak belirtilebilen genel özellik.” olarak geçer.

Nicel özellikler denilerek de kullanılır bu sözcük. İşte en çok sevilen de nicel özelliklerin çok olmasıdır.

Nitelik bu topraklarda aranmayan ve hatta üzerinde bulundurandan uzak durulandır. Pek tabi ki olumlu manasından uzak durulur, olumsuz manasından asla uzak durulmaz, içinde gezinilir ve hatta öylesi tipler işbaşı yaptırılır.

Anladığınız üzere kaliteyi öne çıkaran ve idealde mükemmelliği arayan bir tarafı vardır.

Sözlüklerde “1. Bir şeyin nasıl olduğunu belirten, onu başka şeylerden ayıran özellik, vasıf, keyfiyet. 2. Bir şeyin iyi ya da kötü oluşu, kalite. 3. Bireyi, nesne veya yaşantının bir yönünü, ötekilerden ayırt etmeye yarayan ve ölçülebilen özellik, keyfiyet.” olarak geçer.

Nitel özellikler de kullanım yollarından biridir bu sözcüğün. En sevilen hali nitel özelliklerin en aşağıda olmasıdır hatta hiç olmamasıdır. Çünkü o şahsı gütmeyi kolaylaştırır. Nitelikleri yüksek insanı güdemezsiniz.

Kurallardan biridir ve doğada bulunur. Herkes kuralların yazılı olmasını ister çünkü çoğunluk, o kuralı görecek, bulacak, algılayacak, anlayacak zekâ ve akıldan yoksundur. O kural nedir bilir misiniz? Asla önünüzdekini, yani sizden her açıdan önde olanı yönetemezsiniz ama geride olanı her türlü güdersiniz. Kendilerine siyasi denen şahıslar, milletin makamlarına atamalarda güdülebilme yeteneğine bakıyorlar, yani niteliksizliğe.

Liyakate geçit yok. Parola budur, işareti ise tarihten silinmektir.

Anlayacağınız üzere nitelik iyiliği-kötülüğü, yararlılığı-yararsızlığı, değerliyi-değersizi, bilgiliyi-bilgisizi, donanımlıyı-donanımsızı tanımlayandır. Bu toprakların özelliği -olsa gerek- niteliğin olumlu olanından hep kaçılır, olumsuz olanı ile yan yana yatılır. Bakınız ülkenin önde gelen kurum ve kuruluşlarına, oraya buraya atanan şahıslara…

O şahıslar orada hala duruyor mu?

Birkaç insanlık düşmanı insan, el ele kol kola dolaşıyor ve ülkenin en teknolojik yerini basıyor, bombalar patlatıyor ve henüz ülkeyi terk etmemiş ya da terk etmekte gecikmiş beyinleri orada katlediyor. Üstelik bu yer daha birkaç gün önce ses üstü hıza ulaşan uçağın üretildiği yer.

Yani son derece ünlü ve korunması gereken yer.

Ülkenin istihbarat örgütünün başkanı denilen şahıs, emniyet istihbaratının başındaki şahıs, jandarma istihbaratının başındaki şahıs, Ankara emniyet ve jandarmasının istihbarattan sorumlu şahısları, onları oraya atayan makamları ne olursa olsun şahıslar hala o makamları işgal ediyor mu? İstifa sesi duymadığıma göre hala oradalar.

Kendilerini gerçekten tebrik ediyorum; kendi çaplarına uygun davrandıkları yani niteliksizliklerine uygun davrandıkları için, asıllarını inkâr eden bir davranış içine girmemişlerdir. Bu kendileri açısından olumlu bir davranıştır ama Türk ulusuna pahalıya mal olmuştur. O Türk ulusu, artık, bir sonraki seçimde cezayı keser diye düşünmek istiyorum. Hiç sanmıyorum ama öyle olmasını diliyorum. Bugüne kadar hiç kesmedi ama yanılmak istiyorum.

Mesleki nitelik, imam-hatip okullarında kazanılır sanılıyor, özellikle de Kartal imam-hatip lisesinde… Şahısın biri kurumu imam-hatiplilerle doldurmak ve tepelerine imam-hatipli atamak niyetinde.

Değil ey Türk milleti, değil. Nitelik meslek basamaklarının en altından başlayarak kazanılır. İstihbaratçı mı olacaksın. En aşağıdan bir yerden, sokaktan haber toplamakla, her deliğe girerek kulağı açık tutmakla, bulduğun her yayını okumakla başlar. Ama bu nitelik açık bir şekilde 2002 Kasımından bu yana yok edildi. Kurumların başına, sanki o işi biliyorlarmış gibi, dışarıdan bilgisizler getirildi ve kurumlar işlevsiz bırakıldı. MİT’in başındaki o şahıs orada ne arıyor? Neden “ben buna vakıf değilim, affımı istiyorum” diyemiyor? Bunu kim yaptı? Her şeyi bildiğini sanan şahıs ve şahıslar yaptı. Oysa hiçbir şey bilmiyorlar ve asla hiçbir şey bilmediklerini de bilmiyorlar. Bu adamlar çekip gittikten sonra, ülkenin önündeki ilk yüzyıl çok zorlu geçecek. Sanırım o sınavı bu ülke başaramayacak. Çünkü son 22 yılda olanlar o yüz seneyi kaybettirmek için iç ve dış mihrakların el ele, kol kola yaptıkları bir çöküş planıdır.

Her yerinin kamera ile görüntü ve kontrol altına alındığı belli olan bu tesisin, görüntüye giren silahlı unsurlara karşı hemen oraya sevk edilmesi gerekli olan, daha fazla silahla donanmış, güvenlik görevlileri neredeydi? Bu gibi tesislerdeki özel güvenlik silahlı olan türdendir. Sen misin oradaki hava kuvvetleri üssünü oraya buraya dağıtan? Al sana.

Niye bu güvenlikçiler olaya anında müdahil olmadılar? Yoksa birilerinin emir vermesini mi beklediler? İşte, bu da bir hastalıktır ve eğitimsizliği en derinden gösterir. Güvenlik teşkilatının var oluşunun maksadı, kendisinden başka, silahlı kişilerin orada olmasına, emir beklemeksizin müdahale etmesi ve ortadan kaldırmasıdır. Bunun için oradan buradan yeşil ışık yakılmasını beklemek alınan eğitime ve orada bulunma maksadına ihanettir. 

Sadece bu değil, ülkenin kolluk gücü de benzer davranış içinde. Örnekleyelim:

Haberdeki ikinci videoyu izleyin. Zaten hepinizin bildiği bir olay. Kesinlikle hamasetle yaklaşmayın, tamamen mekanik olun, duygularınızı hemen çöpe atın. Duyularınızla yaklaşın ve onların elde ettiklerini aklınızla süzün.

Bir polisin silahını ele geçiren “pislik” hedef gözeterek bir başka polisi ateş altına alıyor. Hedef alınan polis teneke varilin arkasına saklanıyor ve oradan görmeden ateş ediyor. Pisliğin açtığı ateş teneke varili deliyor, içindeki boşlukta yoluna devam ediyor ve diğer tarafı da delerek arkasına saklanmış polise isabet ediyor. Bu tam üç kez oluyor ve polis hayatını kaybediyor.

Evet, bir polis bedavaya yetişmiyor. Onun bir anası bir de babası var. Onlar onu o yaşa getirene kadar ne sıkıntılar çekti. Bir de kocası var, kendi mesleğinden. Ya bir de çocukları olsaydı? Vatan yolunda ölürüz ama aslolan yaşamaktır.

Bu olayda eğitim eksikliği dikkatinizi çekti mi? Varilin kurşun geçireceğinin bilinmediği ortada. Bunun yanında yere düşmüş olan birinin kaçamayacağı ve daha hareketsiz olacağı da ortada. Orada yapılması gereken, saklanmayıp yere düşmüş pisliğe, tüm şarjörü boşaltmasıydı. Şimdiki tabancaların “reset” mesafesi çok kısa ve adeta tam otomatik atış yapar gibi ateş etmeye olanak tanıyor.

Yine bir örnek

Haberdeki birinci videoyu izleyin. Konya’da gerçekleşen bir saldırı olup bir polisin ağır yaralanması ile sonuçlandı. Bir polis merdiven başında bekliyor, diğer iki polis ise merdivenin aşağısında düz alanda bekliyor. İçerden elinde bıçakla çıkan pislik görüldüğünde merdiven başında bekleyen polis merdivenden aşağı inerek kaçıyor. Diğer iki polisten biri merdiven tarafına doğru bahçe içinde, diğeri ise bahçe dışına doğru hareketleniyor. Saldırgan merdivenden kaçan polise yetişip, büyük olasılıkla, sırtından yedi kez bıçaklayıp ağır yaralıyor. Bahçe içine doğru kaçan/hareketlenen polis yetişip yaralanan polis ile birlikte saldırganı tabanca ile vurarak etkisiz hale getiriyor.

Yine eğitim eksikliği göze çarpıyor. Merdivenin başında bekleyen polisin, saldırganı gördüğü anda silahına davranmasına zaman ve mesafe yok.

Bunu kabul etmek lazım. Ama iki eli ile birlikte pisliğin bıçaklı koluna hamle yapıp yakalaması ya da geriye doğru kanırtması gerekirdi. Aklına gelmedi ve kaçtı, pek tabi ki yaralandı. Son derece üzüntü verici.

Diğer iki polis için, aslında, tabanca çekip müdahale edecek zaman ve mesafe vardı ama onlar saldırgandan uzaklaşmayı tercih etti. Bahçe içine doğru hareketlenen polisin silahını çekmeye davrandığı görülüyor ama bir türlü çekemiyor. Buna neden kılıfın sorun çıkarması olabilir. Bir de çektikten sonra namluya mermi sürmesi gerekecek.   

Yukarıdaki baskın ve kolluk gücü ile ilgili verilen örnekler konunun başlığını açıklayıcı bir kimliğe sahiptir.

Komedi gibi

Haberi okuyun, zaten oldukça kısa. Haberin başlığı ve ilk cümlesi mide bulandırıcı. Başlıkta TUSAŞ saldırısının cevabı verildi deniyor. İlk cümle ise “Türk Silahlı Kuvvetleri ve Millî İstihbarat Teşkilâtı, Kuzey Irak’taki terör örgütü PKK hedeflerini vurmaya başladı.” şeklinde.

Örgüt eylemi yapıyor, bunlar yanıt veriyor. Madem oralarda olduklarını biliyordunuz ne demeye beklediniz? Anlaşmanız mı vardı? Onlar eylem koymasaydı siz oraları bombalamayacak mıydınız? Milletin vergilerinden aldığınız maaşlar size hak mı? Teröristlerin olduğu yerleri bildiğiniz halde işlem yapmamanız, teröristler katliam yaptıktan sonra oraları bombalamanız “aranızda karşılıklı bir anlaşma olduğunu” düşündürtmez mi? Bunu nasıl açıklayacaksınız? Bu ve benzeri sorular uzar gider ama değişen olmaz. En sinir olduğum güvenlik davranışı budur. Bir de derler “önleyici istihbarat, hareket…”

İsrail örneği

İsrail, benim gözümde, ne yaparsa yapsın tamamen terörist bir devlettir ve yok edilmesi gerekendir. Bunun yanında iyice irdelenmesi ve incelenmesi gereken eylemleri var. Ama bunu yapan yok, sadece lanet olsun demeler söz konusu. Bazı şahıslar İsrail’i lanetlemeye devam etsin. O yol onları çıkmaza götürecektir. Lanetlemeyenler de var. O lanetlemeyenler, Hamas ya da Hizbullah ya da ne bileyim herhangi bir Müslüman Arap ülkesi işini iyi yaptığında onu da lanetlemiyor. İşin püf noktası işini iyi yapmaktır. İsrail bir bombalama ile Hizbullah’ın -benim gözümde terörist örgüt değildir- tüm üst kadrosunu imha etti. Bunu Hizbullah yapabildi mi? Yani İsrail’in tüm komuta heyetini öte dünyaya postalayabildi mi? Herkes bir gün, işini iyi yapanı takdir etmeyi öğrenecek. İşini iyi yapanı takdir etmeyenler kesinlikle işini iyi yapamayan şarlatanlardır.

Peki, bu ülkede işbaşında olanlar işlerini iyi yapıyor mu? İşlerini iyi yapıyorlarsa 1998 yılında yok edilen terör örgütünü ne demeye canlandırdılar ve 22 yıldır bitiremediler? Niye şahsın teki “bu ülkede terör meselesi yoktur Kürt meselesi vardır” dedi? Bu lafın en büyük destek olduğunu bilmez mi? Dediğim gibi bu tür sorular gırla gider ama değişen bir şey olmaz.

Tüm bunların ve daha nicelerinin son 22 yıl içinde olmasına ne buyrulur?

Herkese nitelikli günler diliyorum.

Güven Kaya sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin