MEŞRUİYET KAZANDIRMAK

UFUK AÇICI – 1

7.10.2025 / ANAKARA

Hey Hamariga derler ama inanırlar mı? Bakalım.


Birleşmiş Milletler görüşmeleri için ABD’ye gidildi. Fırsat bu fırsattır denerek, Beyaz Saraya, bir
şekilde, ama nasıl olduğu anlaşılmadı, konuk oldular. Ancak öncesinde Mark Rubio’nun “Türkiye de
dahil tüm ülkeler, dahil olmamız için yalvarıyor. Bakın, bu insanlar dışarı çıkıp söylemek
istediklerini söylüyorlar ama günün sonunda bir şey yapılmasını istediklerinde Beyaz Saray’a
gelmek istiyorlar. Başkan Erdoğan bu hafta başkanla görüşmek üzere Beyaz Saray’a geliyor. Hepsi
Beyaz Saray’a geliyor, hepsi Başkan Trump’la konuşup bunu düzeltmesini istiyor.” Şekllinde
özetlenebilecek konuşmasının gölgesi, görüşmenin üzerine, düştü ya da tüm ağırlığı ile çöktü.


Bu arada Tom Barrack, Türkiye Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi, (kısaca Tom Amca) olaya net bir
damga vurur: Meşruiyet kazandırıyoruz. Muhteşemdir bu tespit. Bu tespit aynı zamanda o meşruiyet
kazandırılan şahsın meşru olmadığını gördüklerinin da en açık şekilde bayanıdır. Bundan daha açık
anlatım olamaz. Şimdi hep beraber buradayız ve sıkı sıkıya sarılıyor ve soruyoruz, acaba neden meşru
değil?


Bitmedi, devam ediyoruz, ne yaptığını kendi bile bilmeyen biri olan ve haliyle ABD ahalisi tarafından
alaya alınan Trump, konuşmasının bir yerinde, kendisinin de kendisine karşı yapılan seçim
hilelerinden mağdur olduğundan bahsedip, seçim hilesi yapanları kötülerken “seçim hilesi (yapmayı)
en iyi bilir” diyerek görüşmede bulunan “şahsı” işaret etti. Böylelikle, Tom Amca’nın dediği meşruiyet
kazandırıyoruz gerçeği, o toprakların, en yetkili ağzından teyit edilmiş oldu. ABD bu, bir ülkenin başına
getirdiği şahsın ne olduğunu bilmez mi, yeri geldiğinde söylemez mi? İşte bu görüşme şahsın,
meşruiyet kazandırıldığı görüşme olarak tarihe geçmiştir. Mevcut zihniyetin seçmenleri, kendilerine
edilen hakareti, hangi savcılığa şikâyet edecekse etsin, görmeyi çok istiyoruz. Bir de üstüne eklesinler
“Türk milletinde kin, nefret ve düşmanlık oluşturmaya çalışıyor” diye… ey Trump kaçışın yok,
sokacağız seni kodese, he de Silivri’ye. Yoğurdun bol olsun. Bu arada, ahalinin büyük kısmı, şahsın,
Trump’a hakaret davası açıp açmayacağını ve ne kadar tazminat isteyeceğini merak etmektedir.


Daha bitmedi, bir de CAATSA denen bir MUSA’lı yasası var.


Önce yasaya bakalım. Öz İngilizcesi ile Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası,
Öz Türkçesi ile Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act, olan bu yasa, Musa’nın
temsilciler meclisinden 419 lehte 3 aleyhte oy ile geçer ve Senato’ya gelir. Senato’da durum
değişmez: 98-2 oy ile kabul edilir, 27 Temmuz 2017. Şahsın birinin dostum dediği Trump, yasa
üzerinde hiç oyalanmaz ve anında onaylar: 2 Ağustos 2017. Ama şunları Kongreye söylemeden de
etmez: İran, Kuzey Kore ve Rusya’nın saldırgan ve istikrarsızlaştırıcı davranışlarını cezalandırmak ve
caydırmak için sert tedbirlerden yana olsam da bu yasa önemli ölçüde kusurludur.


Başka bir zaman yine benzer bir açıklaması daha olur, kamuoyuna: Tasarı ciddi şekilde kusurlu
olmaya devam ediyor, özellikle yürütme organının müzakere yetkisini ihlal ettiği için. Kongre, yedi
yıllık konuşmanın ardından bir sağlık hizmeti tasarısını müzakere bile edemedi. Yürütmenin
esnekliğini sınırlayarak, bu yasa tasarısı, Amerika Birleşik Devletleri’nin Amerikan halkı için iyi
anlaşmalar yapmasını zorlaştırıyor ve Çin, Rusya ve Kuzey Kore’yi birbirine daha da yaklaştıracak.

Görüldüğü üzere, yasa Rusya, İran ve Kuzey Kore’yi daha ziyade etkiliyor. Peki, Türkiye nasıl becerdi
de girdi bu kapsama? S-400 ile canım, S-400 ile… denebilir. Ancak unutulmaması gereken bir konu

daha var ve herkes bunu atlıyor. Rıza Zarrab ve Babek Zencani ortaklığı İran devletini, pek tabi ki
halkını, 34 milyar dolar dolandırdı. Yarı yarıya bölüştüler, 17 milyar pek makbul vatandaş Zarrab’a
diğer yarısı ise idam cezası alan Babek’e gitti. Ve bu Türkiye’ye Halkbank Davası, görülen ismiyle
Hakan Atilla Davası, olarak döndü. Rıza Zarrab’ın dağıttığı rüşvetin 8,5 milyar dolar olduğu (bu gerçeği
Babek idam cezası aldığı davada beyan etmiştir) ve bunun, sadece, 500 milyon dolarının nereye
gittiğinin bilindiği, kalan 8 milyar doların ise nereye gittiğinin bilinmediği (?) gibi ayrıntılara
girmeyeceğim, bu yazının konusu değil. Konu, MUSA’nın bu parayı uluslararası kara para yaratma ve
aklamaya dahil etmesidir ve bununla olan mücadelesidir. İşte, bu yüzden Halkbank dava edildi ve hala
yargılanıyor. Dikkat ettiyseniz Beyaz Saraydaki o konuşmada, dost Trump, şahsı işaret ederek,
“benden Halkbankası davasında yardımcı olmamı istedi” dedi. Yardım isteyen şahsın unuttuğu bir şey
olduğunu buradan hatırlatmakta yarar var. MUSA’da başkanlar bile yargıya müdahale etmiyor ya da
edemiyor. O şahsın ülkesinde, “güvenmediği yargı” yerine yarattığı yargıda, birileri yargıya
müdahalede edebiliyor. Zaten, yine o toplantıda, bunu dostu Trump da beyan etti; “Rahip Brunson’ı
bırak dedim, bıraktı” diyerek.


Kısacası, ülkenin CAATSA kapsamına alınmasının iki ana gerekçesi var. Daha uyuşturucu ticaretine,
Mersin Limanının bu işe alet edilmesine ve benzeri diğer konulara girmeyeceğim. Bunları zaten
yazdım ya da daha başka uzuuuuun makalelerin konusu olacaklarından, şimdilik, burada, gerek yok.


CAATSA ile ne kaybedildi? Ortağı olunan F-35, peşi sıra ve buna bağlı olarak Türk Hava Kuvvetlerinin
çağa uygun hale getirilmesi, pek tabi ki itibar, NATO ile bütünleşmiş hava savunma sistemi ve sıkı
durun, sadece kanopesi yerli olan ama yerli ve milli olduğu savlanan KAAN projesi kaybedildi. Motor
yok, motor.


CAATSA’ya muhatap olan, zihniyet ile şu an iş başında bulunan zihniyet aynıdır. CAATSA’nın kabul
edildiği gün ile bugün iş başında olan MUSA Başkanı aynı kişidir: Trump. Buradan hareketle, Tom
Amca ağzıyla, şu anda meşru olmadığını söyledikleri şahsa, o gün de meşru değil gözüyle baktıkları
açığa çıktı. Anlaşılan o ki, “biz seni meşru olarak görmüyoruz, seni meşru ilan etmemiz için sana
meşruiyet kazandırmamız lazım, bunun için de ülkenin bize peşkeşlenmesi lazım” denmiş olabilir.
Yoksa, o konuşmadaki, sıvılaştırılmış doğalgazın MUSA’dan alınmasının kararlaştırılması ve bunun için
daha sonra anlaşma imzalanması ve 2045 yılına kadar MUSA’dan gemilerle gaz taşınmasını, 70 milyar
m³, açıklamak pek mümkün değil. Bunun yanında, henüz basına, pardon, yandaş olmayan basına
sızmayan, Beylikova’daki Nadir Toprak Elementleri ile ilgili konular da var. Ayrıca, Karadeniz’de her
önemli olay öncesi bulunan, toplamda bir trilyon dolarlık (?), ülkeyi gaza boğacak olan doğalgaz
yataklarından da bahsetmiyoruz. Önemli olaylar oldukça daha çok gaz bulunacağını ama bunun
yanında meşruiyet kazanmak için de daha fazla gazın MUSA’dan alınacağını bu ahali öğrendi, karnı
tok, umarım. Böylelikle, Karadeniz’deki gazın gaz almak maksadıyla bulunduğu ve yalan olduğu açığa
çıktı.


Nadir toprak elementleri (NTE), rezerv açısından, dünyanın ikinci en büyük miktarını oluşturmakta
olup gelişmiş sanayilerin iştahını kabartmaktadır. NTE, şu anda ve gelecekte daha yoğun bir şekilde,
silah sanayinin ve gelişmiş teknolojilerin ana maddesidir ve bunlar her ülkede bulunmamaktadır. Bu
toprakların gerçek sahibi olan Türkler, bunu çok iyi anlamalı ve değerlendirmelidir.
Bu görüşmede, Heybeliada Ruhban Okulu açılabilir dendi. Türkiye tarafından en yetkili şahıs dedi
bunu. Eyüp Kaymakamının konuşacağı bir konu olduğundan, bunu, ülkenin en tepesindeki kişi dile
getirmemelidir.


Trump yaptı yine yapacağını. Gazze konusunda, günlerdir konuşmasına rağmen, Türkiye
Cumhurbaşkanının, ne düşündüğünü bilmiyorum dedi. Bu açıkça karşısındaki kişiyi ve fikirlerini yok
saymaktır. Kasıtlı ve bir plana bağlı olarak yaptığı ortada.

Trump misafirlerini Beyaz Sarayın kapısında uğurladıktan sonra, yerli ve milli ticaret bakanı ile
dakikalarca konuştu. Bunu merdivenlerde yaptı. Acaba neden uzun uzun konuştu? Neden şahıs ve
diğerleri gönderildikten sonra konuştu? Ne konuşuldu? Merak eden oldu mu?


Türkiye, son çeyrek yüzyıldır, dünyanın en büyük organize suç örgütü ile muhatap olmaktadır. Bundan
kurtulması gerektiğini, ahalinin ne zaman ne gibi olaylardan sonra anlayacağı, henüz açığa çıkmış
değildir. Ancak, kurtulması gerektiği açık bir şekilde ortadadır.


Bir meşruiyet nasıl kazandırılır, oval bir şekilde, naklen görüldü. Ortaçağ zihniyeti ile yoğrulmuş
seçmen tabakası, yine ortaçağ zihniyetinin en belirgin nitelikleri ile teçhiz edilmiş feodallerini sürekli
seçmektedir. Dost Başkan Trump’ın da belirttiği üzere, seçimlerde hile desteği alınması sıradanlaştı ve
adeta seçmenin destek unsuru haline aldı. Siyaseti seçimlerde oy çalma olarak anlayan ve bunu en iyi
bilen olarak nitelendirilen şahıs, kendi seçmen tabakası ile birlikte, ülkenin itibarının iki saatlik naklen
yayınlarda nasıl yerle bir edildiğinin asıl sorumlusudur.


Üretimden uzaklaştırılan, beş yüz milyar dolar borcu olan bir ülke, ancak bu kadarını elde edebilir;
yeni borç kapıları…


Yeni ufuklara göz açmak umuduyla, şimdilik, hoşçakalın.

Güven Kaya sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin